kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2015

Yüksek Başarı Gösteren Takımların Karakteristik Özellikleri



   Günümüz işletmelerinde örgütsel bir başarı için takım çalışması zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Böyle bir başarıda yöneticilerin, bu tür yüksek performanslı takımları oluşturmada ve üyelerinin tatminlerini sağlamada önemli sorumlulukları vardır. Başarılı takımların genelde önemli bazı nitelikleri mevcuttur. Örneğin, ortak bir amaç, güven, destek, karşılıklı etki, açık bir iletişim, yüksek katılım, sorunlarla başa çıkabilme becerisi gibi.
   Yüksek performanslı takımların ortak özellikleri genelde 8 başlık altında toplanmaktadır. Bunlar :
  • Katılımlı bir liderlik biçimi (Participative Leadirship)
  • Ortak bir sorumluluk ( Shared Responsibility)
  • Ortak bir amaç ( Common Purpose)
  • Olumlu ve yüksek bir iletişim ( High Communication)
  • Görev odaklı bir çalışma (Task Focus)
  • Geleceğe yönelik ve değişmeye açık bir potansiyel (Future Focus)
  • Yaratıcılık Yeteneği (Creating Talents)
  • Hızlı bir tepki biçimi ( Rapid Response)
Bu özellikleri açıklamak gerekirse :

Katılımlı bir liderlik biçimi : Burada lider üyelerini bilgili kılar, onları düşünce ve eylemlerinde serbest bırakır ve hizmet eden bir yaklaşım sergiler.

Ortak bir sorumluluk : Burada her takım üyesinin yapıları işten kendini sorumlu ve hatta yönetici hissettiği bir ortam yaratılarak performansları arttırılmaya çalışılır.

Ortak bir amaç : Burada üyelere böyle bir takımın neden kurulduğuna ve nasıl bir fonksiyon gördüğüne ilişkin bir duygu verilmeye çalışılır.

Olumlu ve yüksek bir iletişim : Burada üyeler arasında açık bir güven ortamı ve dürüst bir iletişim sağlanır.

Görev odaklı bir çalışma : Yapılan takım toplantılarında üyelere sonuca çabuk ulaşmaya ilişkin kararlar almaları sağlanmaya çalışılır.

Geleceğe yönelik ve değişmeye açık bir potansiyel : Burada değişme, gelişmenin bir fonksiyonu olarak düşünülüp, üyeler değişme doğrultusunda pekiştirilir.

Yaratıcılık Yeteneği : Üyelere yaptıkları işe kendi yaratıcılık yeteneklerini katmaları istenir. Üyeler ancak böyle bir katılımla değişik ve başarılı işler ortaya koyabilirler.

Hızlı tepki veya karar biçimi : Burada amaç takım üyelerinin zamanında fırsatları değerlendirip, gecikmeden karar vermelerini sağlamaktır.

Böylece bu tür özelliklere sahip olan takımlar, daha başarılı olma şansına sahip olacaklardır.

  Takımların başarılı olmalarını etkileyen bir diğer faktör de informal rollerdir. Gerçekte takımların sahip oldukları birçok sorunun çözümünde üyeler kendilerinin ve başkalarının rollerini iyice anladıkları ölçüde takıma katkıda bulunmaktadırlar. Örneğin, bir futbol takımı antrönörüyseniz, oyuncularınızın en iyi oynayabilecekleri yerleri tayin etmeniz gerekir. Buda onların yeteneklerini en kısa süre içinde öğrenmenize bağlıdır. Bu oyuncu ileride mi yoksa geride mi oynar? En iyi performansı nerede gösterir ? Bunları saptadıktan sonra oyuncuya belirli bir görev verilir. Bu kurallar iş takımları için de geçerlidir. Burada yöneticiler  ortak bazı amaçlar gerçekleştirmek için yanında çalışan kişilere farklı roller vererek, onları motive ederek tıpkı bir futbol antrönörü gibi görev yaparlar. İşte bu informel rolleri iyi bildiği ölçüde takımın başarısı veya amaca ulaşma şansı artar. Diğer bir deyimle yüksek performansa sahip bir takım geliştirmek bu takımın rollerini iyi bilmelerine bağlıdır. Bu üyeler anahtar olan temel rollerini en iyi şekilde bilip, doldurmak ve bu rolleri sahip oldukları yetenekleri kullanarak yerine getirmek durumundadırlar.


Kaynak: Örgütsel Davranış - Prof. Dr. Enver Özkalp, Prof. Dr. Çiğdem Kırel





09 Mart 2015

Yolunu Kaybedenlerin Çalıştığı Şirketlerden Olmayın!




  Tüm şirketlerin karşısına çıkan bir kavram var artık ; "İşveren Markası" Aslında yıllardır var sadece öneminin farkına vardığımız ve yeni yeni uygulama alanları bulan bir konu. Şirketlerin müşteri anlayışı daha önce ürünü/hizmeti kullananlar iken şimdi çalışanların da birer müşteri olduğunu ve şirketin markasına, imajına nasıl olumlu/olumsuz etkilerde bulunduğunun farkına varıldı.

   İşveren markasını yaratmak için 'insan kaynaklarına ciddi bütçeler ayırmak, çalışanlara yüksek standartlarda iş ortamı oluşturmak gözde iş veren olmayı garantilemiyor.'(1)  'Simon Barrow, İşveren Markasını "işveren tarafından sunulan fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik yararlar paketi" olarak tanımlamıştır.'(2) Ancak bazı şirketler İşveren Markası yaratma yolunda sadece bu yararlar paketinden ekonomik olanı kullanmakla yeterli olunacağını düşünmüş olup büyük bir hatanın gerçekleşmesine neden olmuştur. Çalışma saatleri, ücretler ve sosyal haklarda yapılan iyileştirmelerle bir marka oluşturmaya çalışmak tamamen yanlıştır Prof. Dr. Türker Baş "İşveren Markası" kitabında diyor ki : "Eğer işletmenizin diğer işletmelerden farklı, ayırt edici özellikleri yoksa, insanların sizi tercih etmeleri için bir neden de yoktur. Sadece yolunu şaşıranlar sizinle çalışır. Onlarda uzun süre kalmaz. "  

  Eğer yolunuzu şaşırıp böyle bir şirkette çalıştıysanız ya da böyle şirketleri biliyorsanız muhtemelen iç yapısında ; çalışanlarının bağımlılık düzeylerinin düşük, motivasyon ve performansların azaldığı, nitelikli çalışanları ellerinde tutmakta zorlandıklarını söyleyebiliriz. Dolayısıyla iç yapısında bu sorunlarla boğuşan bir firmanın dış yapısında rekabet güçlerinin ve etkili çalışma durumlarında da başarısız olduğunu görmek mümkün.

  Sonuç olarak işveren markası yaratmada ki diğer fonksiyonel ve psikolojik etkenleri de göz önünde bulundurmak işletmeyi bir çekim merkezi haline getirir. Yani şirketinizi bir kadın olarak düşünün. Güzel göstermek için gereksiz bir ton makyaj yapmayın, onun ruhunu(çalışanları) besleyip sağlığına önem verip (ekonomik, fonksiyonel ortam) yaşam kalitesini artırın.

Saygılarımla,
Gizem

(1),(2) Prof. Dr. Türker Baş'ın "İşveren Markası" kitabından alıntılar yapılmıştır.

26 Temmuz 2013

Mobbing!




Latince kökenli bir sözcük olan Mobbing; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir.




Hiyerarşik yapılanmanın olduğu gruplarda, iş yerlerinde güç sahibi kişi ya da grubun diğer kişi veya gruplara sistematik olarak uyguladığı psikolojik taciz anlamına geliyor.

Türkiye genelinde iş yerlerinde mobbinge maruz kalma oranı oldukça yüksek.
Mobbingi uygulayan kişinin ruhsal olarak sağlıklı olmadığı yapılan araştırmalar arasında. Bu kimseler arkalarında başka güç olduğu için mobbingi rahat uygulayabiliyorlar. Mobbing uygulayan kişilerde gücü yanlış kullanma, yetkiyi aşırı ve uygunsuz kullanma gibi hareketler gözlemleniyor.

Globalcv,  kullanıcılarıyla yaptığı ankette mobbing konusundaki duyarlılığa dikkat çekti. Kullanıcıların büyük ilgi gösterdiği “İş yerinde mobbingle karşılaştığınızda tepkiniz ne olur?” sorusuna katılımcıların;

·         % 34.73 ü Mobbing yapan kişiye karşı davranış geliştireceğini belirtirken,
·         % 28.74 ü Haklarını yasal yollarla aramaya teşebbüs ediyor,
·         % 16.77 lik bir kısım durumu yöneticisinin bilgisine sunarak, olayı onun inisiyatifine bırakmaktan yana.
·         Mobbing konusunda fikri olmayanların sayısı ise % 14.97
·         Olayı kabullenenlerin sayısı  % 4.7

Peki; mobbinge uğradığınızı nasıl anlarsınız?

• Mesleki anlamda kişinin yeterliliğinin sorgulanması,
• Kişiye performansından ağır yükler verilerek başarısız olunmasına zemin hazırlanması,
• Kişinin görmezden gelinerek iş ortamında izole edilmesi,
• İşyerinde aşağılanma,
• Tehdit edilme ya da diğer çalışan bireyler tarafından dışlanıyor ve yalnız bırakılıyorsanız,
• İşten çıkarılmayla tehdit ediliyorsanız, ekip arkadaşlarınız tarafından bezdirilecek şekilde sözlü şiddete uğruyorsanız,
• Topluluk içinde aşağılanıp küçük düşürülüyorsanız,
• Asılsız yere yaftalanıp, dedikodunuzun yapıldığını duyuyorsanız,
• İş yerinde patronunuz taşkınlık yapıyorsa (küfür etme, masaya vurma gibi)
Tüm bu olanlar sonucunda kişide;

• Mesleki anlamda yetersiz hissetme,
• Paranoyak şekilde şüpheci yaklaşımlara girmesi,
• Asosyallik,
• Öfke, utanç, korku, uyku bozuklukları, depresyon
gibi psikolojik bozukluklara ve beraberinde yıkıma götürür.
İşyerinde mobbinge uğradıysanız haklarınızı aramak için öncesinde
• Güvendiğiniz ve tanıklık edecek biriyle beraber mobbing yapan kişi veya kişilere sözlü olarak bu davranışını durdurmasını isteyin.
• Yapılan yanlış davranışlar ve gücünüzü aşan iş sorumluluklarını bir kenara not edin.
• Tıbbi ve psikolojik yardım alın, rahatlayıp doğru adımlar atmanıza yardımcı olacağı gibi gerektiğinde kanıt niteliği taşıyacaktır.

Yaptığınız bu girişimler sonuç vermiyorsa kanunen; “iş sözleşmesini haklı nedenlere dayanarak feshetme”, “iş görme borcunu ifadan kaçınma”, “Borçlar kanunu ve Türk Medeni Kanununa göre ayrımcılık tazminatı isteme” gibi haklara sahip olduğunuzu unutmayın. İş yerinde Mobbinge maruz kalan işçi iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir ve kıdem tazminatının tarafına ödenmesini isteyebilir. Ayrıca, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesi uyarınca işveren hakkında adli makamlara şikayette bulunabilir. Anayasamızın 17’inci maddesinde; herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Anayasamızın 18’inci maddesinde; hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

İş Verenler Mobbing iş yerinizi tehdit ediyor!

Mobbing, sadece mağdurları etkileyen değil, iş yerini ve iş yerinin diğer çalışanlarını olumsuz etkileyen eylem ve davranışlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu anlamda

·         Çalışanların iş tatmini azalmakta,
·         İş arkadaşları ile arasındaki güven ve saygı azalmakta,
·         Dolayısıyla iş verimi düşmekte,
·         Üretim azalmakta, bu da şirketin maliyetlerinin artmasına ve rekabet gücünün azalmasına yol açmaktadır.
Mobbing'e akademik önlem de alınmış durumda. Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesi, seçmeli olarak “mobbing” dersi vermeye başladı. Türkiye'de ilk kez mobbing konusunda seçmeli olarak verilecek olan ders, öğrencilerin iş yaşamlarında karşılaşabilecekleri sorunların önüne geçilmesi için.

“İşyerinde psikolojik baskı ve yıldırma” olarak tanımlanan “mobbing” dersine öğrencilerin ilgisi yoğun oldu. 30 kişilik kontenjanı olan derse, bu rakamın üzerinde öğrenci başvurdu.


* 

29 Mayıs 2012

Yaz Döneminde İş Arayanın Şansı Daha Fazla!



Haber Türk gazetesi Kariyer ekinde bu hafta dikkatimi çeken "Yaz döneminde iş arayan mezunun şansı daha fazla" yazısı oldu. Okuduktan sonra sizlerle paylaşmam gerekliliğini hissettim (:

" Türkiye'de yaz ayları iş arayan kişiler için avantajlı dönemler oluyor. HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazal Wilson, yaz aylarında üniversitelerin yeni mezun vermeleri nedeniyle yoğun bir işe alım yapıldığını ve bunun sadece yeni mezunlar için geçerli olduğunu belirtiyor.  
İş arayanların çoğu yaz dönemini tatille geçirdiklerinden yazın iş arayanlar rakiplerinin önüne geçme fırsatı yakalayabilirler. Erken kalkan yol alır ve mutlaka bu dönemi efektif değerlendirmek adaya artı değer yaratacaktır."

 Yani eğer iş arıyorsanız şimdi tam zamanı ! Rekabetin daha az yoğun olması ve iş yoğunluğunun azlığı nedeniyle de (sektöre göre değişiklik gösterebilir ) şansınızın daha yüksek olduğunu söylemek mümkün :)
 Günün belirli saatlerini bunun için ayırmak güzel bir başlangıç olabilir. Sosyal ağların gücünü kullanarak ve güncel,doğru hazırlanmış bir CV ile başlangıç yapabilirsiniz.

Bol Şans*

05 Mart 2012

Pozitif Yönetim - İdil Türkmenoğlu



  
 Her İK'cının kitaplığında bulunması gereken bir eser "Pozitif Yönetim". Sadece okumak yetmiyor bu kitabı,düşünmek,muhakeme etmek,kabul etmek ve değişmemizi gerektiriyor.
 İşe eğlence katmaktan bahsediyor kitap "işyerinde keyif" yaşamaktan... Sahi neden zor bu kadar ? Sabah insanı motive eden bir "Günaydın :) " ve çalışma saatlerindeki pozitif iletişim,mutlu anlar... Bunların olmadığı bir ortamda çalışmanın ne derece "zindan hayatı" yarattığını tahmin etmek bir yana yaşadığım için bir an önce değişmesini düşünenlerdenim.

Liderler biraz gevşeyip çalışma ortamlarını eğlenceli hale getirirlerse,çalışanların güveni,yaratıcılığı ve iletişimi belirgin ölçüde iyileşiyor. Bu da daha düşük bir işten ayrılma oranına, daha yüksek morale ve finansal açıdan güçlü bir dip toplama ulaşımlarını sağlıyor.                                                                                
                                                            Adrian Gostick ve Scott Christopher

   Böylesine büyük getirileri olan bu yönetimi uygulamak ya da uygulanan bir işletmede çalışmak herkesin istediği bir durumdur.
Kitapta ayrıca iş yaşamından bazı büyülü anlar yer alıyor :
  1. İş başvurusu yaptığınız şirketten gelen olumlu ya da olumsuz yanıt. ( bu konuyu ayrıntılı olarak yazdığım "Geri Bildirimde Bulunma(ma)" yazımda okuyabilirsiniz.)
  2. Gerçekten gözünüzün içine bakarak "Günaydın" diyen iş arkadaşları,
  3. Yemekhanedeki sürpriz yiyecekler,
  4. Patronunuzun masanıza bıraktığı teşekkür notu,
  5. Telefonu güler yüzle açan insan kaynakları,
  6. Yöneticinin, elemanlarının sorunlarını bilmesi, sorularıyla onları takip etmesi,
  7. Sigara yasağına uyan yöneticiler, sigara içilmeyen müdür odaları,
  8. İstemeden verilen bordro
  9. İşe başladığınız gün hazır olan kartvizit.

Tüm bunları yapmak sizce zor mu ? Kazanacaklarınız (mutluluk,motivasyon,keyif,bağlılık..) azımsanacak şeyler değil üstelik...

Bu konu yazılarla bitecek gibi değil :) en iyisi kitabı okumanız sonrada bir adım atmak... Herkesin "pozitif yönetim" tarzını benimsemiş bir şirkette çalışacağı günleri umarak keyifli çalışmalar diliyorum. :)


02 Mart 2012

Geri Bildirimde Bulunma(ma)


   Çoğu işsizin her gün umutla beklediği bir dönüş geri bildirim.Ancak bir çok İK çalışanı bu görevi benimsememiş durumda ki bunu yerine getirmiyor.Aday bekliyor bekliyor bekliyor... Hatta umutlarını da besliyor bu evrede.Başka bir iş teklifi bile aldığında "hayır" diyebiliyor.Çünkü inanıyor olumlu bir dönüş alabileceğine.Bazı adaylar ise sabır gösteremiyor iletişim kurarak sonucunu talep ediyor ( bence doğruda olan bu ) ancak öyle cevap alabiliyor. Peki bu durumda ne oluyor ? İtibar zedelenmesi!
 Genelleme yapamayacağım bir konu fakat örneklerine sık rastlamak mümkün.Bazı insan kaynakları çalışanlarının hala şirketteki önemini kavrayamamış olduğunu düşünüyorum.Buna rağmen bu durumu son derece başarılı şekilde aşmış ve en geç 10 gün içerisinde geri dönüş yapan firmaları da görmek mümkün.
  İnsanların şirketimize bakış açısını şekillendirme avantajına sahibiz ve bunu olumlu olarak kullanmıyoruz.
  Geri bildirimin aday ve çalışan iletişimini nasıl etkilendiği görmek mümkün.
Mülakat sonucunda çok geçmeden geri dönüş yaparak olumsuz dahi olsa adaya bilgi verdiğimde geri dönüşte bulunduğum için aldığım teşekkürleri ve bunu yaparak adayda olumlu yönde İK imajı bıraktığım için motivasyon artışı yarattığım zamanları biliyorum.Gerçekten son derece önemli bu konuda herkesin aynı duyarlılığı göstermesini isterim.

 İK zor bir bölüm,uzun saatler çalışma gerektiren bir görevde bu dönüşlere zaman ayıramadığınız bahanesine lütfen artık saklanmayın.Teknoloji o kadar gelişti ki artık çeşitli portallar da dahi tek bir tuşla geri dönüş sağlamak mümkün hale geldi.Üstelik siz şirket markasında kilit noktalardan birisiniz.Sizin değiştireceğiniz düzen başkalarına örnek olabilir...


14 Şubat 2012

"İşimde Olmazsa Olmaz!" dediklerimiz



 Yeni bir işe girerken veya şuan çalıştığınız işinizde olmazsa olmazlarınız var mı ? ?
Herkes de var olduğunu düşünüyorum (: peki nedir bunlar ; iyi bir çalışma ortamı ? uyumlu bir ekip ? iyi bir yönetici ? çalışma saatleri ? imkanları,olanakları ? ya da bunlar benim için sorun değil ücreti iyi olsun diyenlerden misiniz ? :) Hepsi olsun diyende vardır muhtemelen.
  Bana göre uyumlu bir ekip ve çalışma ortamı.Eğer bu eksik olursa bir çok sorununda beraberinde geleceğini düşünenlerdenim.
Düşünün; ekip arkadaşlarınızın yardımlaşmadan bihaber,somurtkan,paylaşımcı olmayan ve ruhsuz kişilerden oluştuğunu ? Her gün o iş yerine gidip uzun saatlerde orada kalmayı kim ister ? Motivasyon köreltir alııırrr götürür! (: üstelik iş konsantrasyonunu da bozabilir. Böyle bir işte performansınızın düşük olması kaçınılmaz sonlardandır ve buda sizi yöneticinizle ilişkilerinizi ve kariyerinizin ilerlemesini zor duruma sokabilir.Her şey domino taşları gibi olabilir anlayacağınız :)

 Birde olaya olumlu yandan bakalım değil mi :) ekip arkadaşlarınız kelimenin tam anlamıyla süper! iş sizin için zorunluluk değil keyifli,eğlenirken çalışabileceğiniz ve saatlerin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir duruma dönüşebilir.Ekip çalışması beraberinde başarıya da getirebilir tabii ki e buda motivasyon ve performansa yansır :) tüm bunlar yöneticiniz ile olan iyi ilişkilerinize ve kariyerinize olan emin adımlara dönüşebilir.

Tüm bunlar olabilir mi ? Neden olmasın.

Siz çalışma arkadaşlarınızla ilişkilerinize dikkat ederek nelerin değişebileceğini fark edin yeter.Belki iş arkadaşınızın işteki keyifsizliği sizin ona göstermediğiniz iyi iletişim ve yardımlaşmanızdır ? Sizin değişmeniz herkesin değişmesi olabilir.Küçümsemeyin..





Gizem Aydemir

03 Temmuz 2011

Yeni mezunun cevaplaması gereken sorular

 Artık mezunum ve iş hayatına gireceğim günü bekliyorum. Beklerken de benim gibi bir çok kişinin düşünmesi ve cevaplaması gereken soruları paylaşmak istedim. Yanıtlamamız gereken en önemli  10 soru ise şöyle :

  1. Ne yapmak istiyorsunuz ?
  2. Ne yapabilirsiniz ?
  3. İş aramaya başlamadan önce halletmeniz gereken bir sorun var mı ? (mezuniyet, askerlik , yabancı dil, bilgisayar programları... )
  4. Bu sorunu halletmek için gerekli kaynağa sahip misiniz ? (para, zaman... )
  5. Nerede iş arayacağınıza karar verdiniz mi ?
  6. Sizi bu konuda yönlendirecek, fikir verecek deneyimli birini tanıyor musunuz ?
  7. İş bulana kadar bulunduğunuz durumu ne kadar koruyabileceksiniz ? ( örneğin İstanbul'da iş arıyorsunuz ama ev tutmak için bütçeniz yok. )
  8. İş bulma sürecinde deneyim kazanabileceğiniz staj olanaklarını değerlendirmek ister misiniz ?
  9. Özgeçmişiniz hazır mı ?
  10. Her şeyden önce SİZ çalışma hayatına hazır mısınız ?

Bu soruları yanıtlarken iyice düşünülmesi gerekir. Verilecek cevaplar çok şeyi değiştirebilir.

24 Haziran 2011

Geleneksel FLO Bonus Ödüllerİ



   Geçenlerde okulumuzda yapılan bir kariyer haftasında FLO İK uzmanıyla görüşme fırsatı buldum ve konuşma esnasında çalışanlarına yaptıkları motive edici ödüllerden bahsetti. Gerçekten dinlerken bile mutlu oldum böyle bir uygulamanın olmasına. 2. kez gerçekleşen ödüller ise şöyle ;

  • En çok satış yapan çalışanına havuzlu, otoparklı, site içinde bir daire ( gerçekten harika :)   )
  • 2. en çok satış yapan çalışanına ATV araç
  • 3. çalışanına ise 2 kişilik tatil 

  Projenin amacında ise çalışanların mutluluğu ve motivasyonu ön planda. FLO BONUS projesini çalışanına gösterdiği değerden ve bu uygulamadan dolayı gerçekten tebrik ediyorum.
Darısı bütün şirketlerin başına ((:

21 Mayıs 2011

Genç Yeteneklerin Savaşı!

Şirketlerin genç yetenek savaşları kızıştıkça, eğitimli gençlerin talepleri de artıyor. Yeni elemanına hisse payı sözü verenler bile çıksa da gençlerin gözü liderlikte!
Yetenek yönetimi bugün CEO'ların ajandasında çok önemli bir yer tutuyor.Araştırmalar bundan sonraki üç-beş yıl içinde konunun öncelikli sorunların başında geleceğini gösteriyor. Yaklaşık iki yıl süren ekonomik kriz sürecinde gelişmiş pazarlarda birçok çalışan; hali hazırda çalıştıkları firmalarda kalmak, daha fazla çalışmak ve üstüne üstlük zam almadanperformans göstermek zorunda kalmışlardı. Ekonominin düzelmeye başlamasıyla, hem iş fırsatları arttı hem de çalışanlar daha rahat edebilecekleri firma arayışına girdiler. Bu da mevcut firmaların yeteneklerini elde tutmak için daha çok çaba sarf etmesini gerektiriyor. Gelişen pazarlara bakıldığında, yetenek yönetimi yine en önemli konu çünkü eğitimli Y jenerasyonuna karşı gelişmiş pazarlardan bir talep söz konusu. Bunun en büyük sebebi ise Avrupa nüfusunun giderek yaşlanması ve genç eğitimli nesle ihtiyaç duyması. Mercer'ın verilerine göre Türkiye, Batı'ya işgücü gönderen ülkeler arasında ilk üçte yer alıyor. 

İstekler artıyor Mercer EMEA Yetenek Yönetimi Lideri Renato Doricci'ye göre şirketlerin bu alanda yaptıkları üç çalışma var. İlk olarak toplam ödüllendirme paketleri iyileştiriliyor yani ücret paketlerinin çalışanları tatmin edecek duruma gelmesi sağlanıyor. Firmalar genç yeteneklere artık sadece kısa vadeli ödüller değil firma hissesi gibi uzun vadeli teşvikler de sunuyorlar. Dorrucci, yakın zamanda bunun örneğini bir software firmasında gördüklerini anlatıyor. İkinci bir nokta da yetenekli çalışanların daha fazla lidersorumluluğu ister hale gelmesi. "Bu çalışanlar iş-yaşam dengesini kurmak, kendi sorumluluklarını kendileri belirlemek istiyorlar" diyen Dorrucci, genç yeteneklerin iş ve sosyal yaşamı karıştırmaktan da çekinmediklerini ifade ediyor: "Daha esnek çalışma ortamları arıyorlar. Evden çalışmak, çalışırken sosyal medya ortamlarında yer almak aradıkları unsurlar. Bu da birçok öncü firmayı bu esnek yapıyı sağlamaya ve daha sanal ortamlar sunmaya teşvik ediyor. Ayrıca daha fazla liderlik olanakları arıyorlar. Açıklık/saflık arıyorlar. Kariyer yollarındaki gelişimlerini ya da yükselme adımlarını açık olarak bilmek, performansları hakkında geri bildirim almak ve koçluk istiyorlar." 

Yetenek havuzuna girmek istemiyorlar Renato Dorrucci'nin dikkat çektiği bir diğer konu da gençlerin her zaman yetenekhavuzunda yer almak istememeleri. "Yetenekler seçildiklerinde, firmalarla görünmez bir anlaşma yapmış oluyorlar. Firmanın yetenekli çalışandan beklentisi yükseliyor, mobil olması, daha fazla çalışması, zaman zaman ülkelerinden ayrılması ve özel yaşamlarından daha fazla feragat etmeleri gerekiyor. Durum böyle olunca da bazı çalışanlar zaten o yetenek havuzunun içinde yer almak istemiyor" diyor. Bu tür durumlara karşı Dorrucci'nin bir dizi önerisi de var. Öncelikle yetenek havuzuoluşturulurken segmantasyon yapmak ve tüm işgücünü buna uygun yönetmek gerekiyor. Bunları yaparken de açık iletişim tercih edilmeli, çalışanlar beklentilerini açık olarak ortaya koymalı.

"Aranan şartlar DNA'larınızda var"Peki yetenek havuzunu oluştururken hangi kriterlere bakılıyor ya da bakmak gerekiyor? Dorrucci'nin bu soruya yanıtı şöyle: "Firmaların aradıkları özelliklerin başında 'enerji' geliyor. Sorun çıktığında demotive olmayan, dirençli ve enerjisini tekrar toplayıp bir sonraki adıma odaklanabilen çalışanlar aranıyor. Diğer yandan öğrenme isteği ve yeteneği, yani sadece kendi konusuna bağlı kalmayan ve çevresinde dönen işlere de merak duyan ve öğrenme isteği olan çalışanlar istiyorlar. Son olarak da 'yaptığı işten zevk alan bir profil' şirketlere çok cazip geliyor. Türkiye'deki gençlerin özellikle global pazarlarda çok şansları olacak. Öncelikle aranan özelliklerin çoğu DNA'nızda zaten var. Bundan dolayı birçok ülkenin gözü Türkiye'nin yetenekli, yüksek eğitimli ve kapasiteli gençlerini transfer etmek için daha da açılacaktır."


alıntı : http://www.isteinsan.com.tr/

22 Nisan 2011

Ofis çalışanlarını çok hastaklık bekliyor!

Ofis çalışanlarını çok hastaklık bekliyor!


Uzun çalışma saatleri pek çok rahatsızlığı beraberinde getiriyor

İNGİLTERE’de yapılan bir araştırma, 10 yıl süreyle uzun saatler boyunca oturarak çalışmanın birçok hastalığa davetiye çıkardığını gösteriyor: 

DAMAR HASTALIKLARI: Kan pıhtılaşması sık görülüyor.
MİKROBİK HASTALIKLAR: Çalışanların çoğu bilgisayar klavyelerini temizlemiyor, klavyelerde çok sayıda mikrop birikiyor. Masa başında atıştıranlar da mikropları yutuyor.

AZ SU, KIRIŞIKLIĞI ARTIRIYOR: Yeterli ölçüde su içmemek baş ağrısı ve baş dönmesine neden oluyor. Bunlara merkezi ısınma ve havalandırma da eklenince cilt kuruyor ve kırışıklık artıyor.

KİLO ALMA: En azından saatte bir kez bile ayağa kalkıp yürümeyenler yılda 1.5-2 kilogram alabiliyor.

BÜYÜK KALÇA, SARKIK KARIN: Uzun süre hareketsiz oturmak kalçayı büyütüyor, karın kaslarını ise zayıflatıyor.

GÖZLER ZAYIFLIYOR: Bütün gün bilgisayar karşısında oturmak gözlerde yorgunluk ve çeşitli görme bozukluklarına neden oluyor.

BAĞIRSAK KANSERİ: Uzmanlar, hareket etmeyi öneriyor çünkü hareketsizlik, bağırsak kanserinde riski ikiye katlıyor. 


GAZETE HABERTURK
Bu haber sonuna anca Sokrates'in bir sözüyle kapanış yapılabilir... 
"Ne garip değil mi ? İnsan para kazanmak için önce sağlığını yitirir, Sonra sağlığını kazanmak için parasını yitirir.."
Sokrates

07 Şubat 2011

GELECEĞİN LİDERLERİNİ İK YETİŞTİRİYOR



 İnsan Kaynakları bir yandan en iyileri bünyesine kazandırmak için çalışırken bir yandan da geleceğe liderlerini yetiştirmek için liderlik programlarına yatırım yapıyor. Bu trend şirket süreçlerini ve şirketi yakından tanıyan, daha fazla araştıran, sorgulamayı ve yaratıcı düşünmeyi destekleyen, motive eden yeni liderler ortaya çıkarıyor.

Liderlik sadece günümüz iş dünyasında tartışılan ve önem verilen bir konu değil. Liderlik her dönemde önemliydi ve her dönem –başarılı ya da değil- kendi liderlerini ve liderlik sitillerini ortaya çıkardı. Geçmiş yıllarda doğuştan olduğuna inanılan ve şansa bırakılan liderlik becerilerini geliştirmek için şirketler bugün yoğun çaba harcıyor. Kendi değerleri doğrultusunda liderlik gelişim akademileri kuruyor, liderlik eğitimleri düzenliyor. Tüm bunların başlangıcını hazırlayan, liderlik kavramını kökten etkileyen unsur ise şirketlerin çalışan memnuniyetini artırmaya ve yetenekleri kendi bünyesine çekmeye çalışan İnsan Kaynakları uygulamaları.
Yeni liderlere yer açın  
 Uzmanlar, özellikle gelişmiş ülkelerdeki liderlikle ülkemizdeki liderlikle ülkemizdeki liderliği karşılaştırdıklarında bizde daha otokratik bir yaklaşımın bulunduğunun, hiyerarşik yapının daha katı olduğunun altını çiziyor. İnsan Kaynakları profesyonelleri geleceğin liderleri olarak gördükleri yetenekleri geliştirmek adına ilk günden liderlik gelişim eğitimleri düzenliyor. Bu süreç yaygınlaşan liderlik programlarıyla yeni jenerasyon liderlerin artık şirket içinden terfilerle yerlerini alacakları bir dönem habercisi Yeni liderler, şirket süreçlerini ve şirketi yakından tanıyan, daha fazla araştıran, sorgulayıcı ve yaratıcı düşünmeyi destekleyen, motive eden kişiler olarak tanımlanmaya başladı bile. Uzmanlar, liderlik programlarının ülkemizdeki liderlik kültürünü de değiştirdiğini savunuyor.
kariyer dergisi şubat ayı ekinden alıntıdır*

03 Şubat 2011

İK'da Önemli Bir Eğilim : Presenteeism

   Presenteeism kendisi işte olup aklı bambaşka alemlerde olma, iş performansını gösterememe durumudur.
Sebepleri ise aşırı iş yükü, işsiz kalma korkusu,  kararlara verme yetkisinin olmaması veya yöneticisinin desteğini alamama duygusu veya işkolik olmak.
Bu durumun şirketlere ciddi maliyetleri söz konusudur ve insan kaynakları ve üst düzey yöneticilerin 
değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Bu presenteizm hastalığının sebepleri ise ;

1.) Tükenmişlik duygusu (amaçlara ulaşmak için fiziksel ve psikolojik kaynakların tükenmesi)

2.) Fiziksel sorunlar ve sağlık sorunları (fiziksel sıkıntılara  hastalıklarına bağlı yetersiz performans)

3.) Ruhsal problemler  (kaygı, depresyon, odaklanma problemleri, konsantrasyon güçlükleri)

4.) İşeyerindeki çeşitli baskılar (şirketin politikası, kafası uyuşmayan çalışma arkadaşları, üst yöneticilerle 
yaşanan sıkıntılar, performans ve verimlilik konularının göz ardı edilmesi, stres yaratır.Konsantrasyonu ve yaratıcı düşünceyi köreltir.)

5.) Özel hayattaki baskılar ( ulaşım, ev ortamı, çocuk, yaşlı veya bağımlı bakımı, evlilik ve ilişki güçlükleri, finansal problemler, işyerinde tam kapasite çalışmaya engellerdir.)

6.) İşe olan bağlılık ( Aylak olma durumu, özel işlerine yoğunlaşma, şirket politikası,kültürü veya kararlarından memnuniyetsizlik olma durumu ve benzeri sebeplerle tam kapasite çalışmama durumudur.)
Türkiye pek bilmiyor.
   Presenteeism, dünyada ve Türkiye’de de bir problem olarak iş piyasalarını tehdit ediyor.Türkiye’de presenteizmden kaynaklanan sorunlara karşı tam anlamıyla bir bilincin oluştuğunu söylenemez.Grip aşısı, motivasyonu artıracak eğitimler ve uygulamalar, uygun bütçe ( geçim standardını oluşturmak), esnek çalışma saatleri ve sağlık problemlerine karşı uygulamalarla bu presenteizm aşılmalıdır.Aksi halde performans, maliyet... kayıpları kaçınılmaz olacaktır.

02 Şubat 2011

Sözsüz Konuşmanın Önemi

     
     Prof. Dr. Albert Mehriban’ın 1960′lı yıllarda iletişime dair yapmış olduğu araştırma sonuçları şöyledir: “Söz (%7), ses tonu (%38) ve beden dili (%55)” Günümüzde hala geçerliliğini koruyan bu araştırma sonucundan hareketle;  iş görüşmelerinde beden dili, kullanılan sözler ve bunları ifade ediş biçimleri  -ses tonu,vurgu, anlatım vb. – iş görüşmelerinde etkili faktörlerdir. Beden dili konusunda bilinçli olmak, yani hem kendi bedenimiz üzerinde hakimiyet kurmak, hem de karşı tarafın beden hareketlerinin taşıdığı anlamları farketmek sadece kariyer yaşamımızın başlangıç aşaması olan iş görüşmelerinde değil, profesyonel yaşantımızın her aşamasında bize önemli avantaj sağlar.
İş görüşmelerinde başarı sağlamada adayın sahip olduğu teknik ve uzmanlık alanıyla ilgili bilgileri, sözlü ifadeleri kadar, görüşme sırasında sergilediği sözsüz iletişim mesajları da etkilidir. Benzer biçimde aday, görüşme sırasında görüşmecinin beden dili göstergelerinden de karşısındaki kişinin ilgi düzeyini tespit edebilir.
Yapılan araştırmalar, görüşmede adayla ilgili ilk izlenimlerin ilk 5 dakikada hatta ilk 30 saniyede oluştuğunu ve bu izleniminde kolay kolay değişmediğini ortaya koymaktadır. İlk izlenimin kötü olması halinde durumun düzeltilmesi ise çok uzun bir zaman ve çaba gerektirmektedir. İlk izlenimi olumlu kılan tutum ve davranışlar şöyle sıralanmaktadır:
“Görüşmeden 15-20 dakika önce orada olmak, görüşmeyi yürütecek kişinin elini sıkmak, “oturun” demeden oturmamak, gülümsemek, görüşmeciyle göz teması kurmak, dik oturmak, dinlerken herhangi bir şeyle oynamamak,aktif ve insiyatifli olmak ancak gereksiz konulara girmemek.”
Görüşmecinin adayla ilgilendiğini gösteren, olumlu anlamlar çıkaracak beden dili göstergelerine örnekler ise; öne doğru eğilip oturması,notlar almaya başlaması,telefon görüşmelerini iptal etmesi, göz teması vb. Görüşmecilerin adayla ilgilenmediğini gösteren olumsuzluk ifadesi olan beden dili göstergeleri ise; geriye doğru yaslanma, ayakların ve/veya ellerin sallanması, kolların kovuşturulması, göz temasının kesilmesi, başka şeyler uğraşma vb.
   O halde ilk izlenime dikkat etmeli ve bunun olumlu olması için gerekli ses tonu, beden dili ve sözlere dikkat etmeliyiz...

31 Ocak 2011

Başarılı bir başlangıç için ilk 90 güne dikkat



Yoğun iş görüşmeleri sonrasında işinize başlamak üzeresiniz. Yeni işverenlerin potansiyelinizi gördüğünü, yetkinliklerinizi uygun bulduğunu biliyorsunuz. Diğer bir deyişle, onları etkilemeyi başardınız ve onlar da sizi işe aldılar. Artık önemli olan, yarattığınız olumlu izlenimi devam ettirerek işinizde başarılı olmanız. Bu süreçte de işe başlamanızı takip eden ilk aylar çok önemli. İşte Amerikalı uzman Susan W. Miller’dan, ilk birkaç ayınızı başarıyla tamamlayabilmeniz için öneriler...

İlk aylar neden önemli? 

Uzmanlar, bir çalışanın ilk 90 gündeki davranışlarıyla hatırlandığını söylüyor. Zorlu işe alım süreçlerinden geçip işe kabul edildiğinizde bunun, bir son değil bir başlangıç olduğunu bilmelisiniz.
Çünkü ilk aylar boyunca sadece sizi işe alan kişiler veya yöneticileriniz değil, iş arkadaşlarınız ve tüm diğer çalışanlar tarafından sıkı bir gözlem altında tutulacaksınız.Yöneticileriniz performansınızı ve iş ortamına uyumunuzu değerlendirirken, iş arkadaşlarınız da giyiminizden davranışlarınıza, telefonda konuşma tarzınızdan, yemek yiyişinize kadar tüm ayrıntıları değerlendiriyor olacak. Ama hemen paniğe kapılmayın. Bazı basit noktalara dikkat ederseniz her çalışanın yaşadığı bu süreci sizin başarıyla atlatmanız mümkün.

Geç kalmamaya büyük özen gösterin

Trafik veya çeşitli aksilikler nedeniyle hepimiz zaman zaman işimize geç kalabiliriz. Ancak işe başladığımız ilk günlerde bu aksilikleri en aza indirgemek için çok büyük özen göstermeliyiz. Çünkü profesyonelliğin ve güvenilirliğin en önemli göstergesi, dakikliktir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Aksilikleri en aza indirgemek için alınacak başlıca önlem, ev ve iş arasındaki mesafeyi ve zamanı iyi ayarlamaktır. İlk günlerde evden yarım saat kadar erken çıkarak vaktinde işte olmayı garantileyebilirsiniz. Eğer şirketin sağladığını servis araçlarını kullanıyorsanız, aynı özeni servis saatlerine de göstermelisiniz.

İşe karşı isteğinizi belli edin 

Yeni iş ortamınıza ve görevlerinize alışmak zor olabilir. Ancak bu zorlukların sizi yıldırmasına izin vermemeli, her zaman güler yüzlü olmalısınız. Bununla beraber enerjik ve öğrenmeye açık olduğunuzu sözlerinizle ve davranışlarınızla göstermelisiniz.

Soru sormaktan çekinmeyin 

Öğrenmeniz gereken birçok şey olacaktır. Kahve makinesi veya bilgisayarınızla ilgili ayrıntılardan, şirket içindeki görev dağılımlarına kadar birçok konuda bilgi edinmeniz gerekecek. Bu konularda çalışma arkadaşlarınızdan yardım istemekten çekinmeyin. Olumsuz tepkiler alıyorsanız, doğru kişiye sormuyorsunuz demektir. O zaman da doğru kişinin kim olduğunu bulmak yolundaki çalışmalarınıza devam edebilirsiniz.

İyi bir dinleyici olun

Sorduğunuz soruların yanıtlarını çok iyi bir şekilde dinleyin. Bilmediğiniz konularda da yorum yapmaktan ve fikir yürütmekten kaçının. Unutmayın, ilk aylarınızda iyi bir dinleyici olmak, size ileriki zamanlarda büyük avantajlar sağlayacak.

Bir arkadaş çevresi oluşturun
Uzmanlar, işyerinde en önemli ilişkilerinizin, resmi olmayan ilişkiler olduğunu söylüyor. İş arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmaya özen gösterin. Örneğin öğle yemeğine çıkma tekliflerini asla reddetmeyin. Hatta siz onları davet edin. Ofis içindeki küçük sohbetlerde de yerinizi almaya çalışın. Yeni insanlarla tanışıp arkadaşlık kurma bazıları için çok kolay ve kendiliğinden bir davranıştır. Siz bu kişilerden biri değilseniz, özel çaba göstererek iş arkadaşlarınızla iyi ilişkiler kurmalısınız. Unutmayın, iş arkadaşlarınız en iyi güvenlik ağınızdır.

İşlerin nasıl yürüdüğünü öğrenin

Yeni işvereninizin en önemli ürünlerinin ve hizmetlerinin neler olduğunu çok iyi bir şekilde anlamalısınız. Genelde bir şirketin kalbi satış ve müşteri ilişkileri bölümünde atar. Bu bölümlerde görevli olmasanız bile satış faaliyetlerini yakından takip etmeye çalışın. Örneğin, insan kaynakları gibi, şirketin ürünlerini satmakla sorumlu olmadığınız bir alanda çalışıyor bile olsanız bile şirketin amaçlarını biliyor olmak, iyi bir izlenim bırakacak ve işinizi daha iyi bir şekilde yapmanıza yardımcı olacaktır. Bu tür bir yaklaşım sizi farklılaştıracak ve işinizden daha fazla zevk almanızı sağlayacaktır.

Yöneticinizin beklentilerini öğrenin

İlk toplantılarınızın birinde yöneticinize, işinizin ilk aylarında size ne gibi hedefler çıkardığını sorun. Bu soru aslında görüşmeler sırasında da sorulmuş olabilir ama işe başlayınca bazı planlarda değişiklik olabilir. Ancak bazen yöneticiniz sizden beklediklerini tam söylemeyebilir veya henüz ayrıntılı bir planı olmayabilir. Görüşmeden somut bir amaçlar listesiyle dönmeseniz bile, önceliklerinizin neler olduğu konusunda bir fikre sahip olmaya çalışmalısınız.
    Tüm bunları uygulamanız sizin içinde yararlı bir gelişme olacaktır.Ayrıca kişilerin bakışlarını olumlu olarak etkilemek istiyorsanız dikkat edilmesi gerekilen hususları aklınızdan çıkarmayın.Oluşturulan olumsuz imajı düzeltmek için yoğun bir çaba sarf etmeniz gerekeceğini unutmayın.Üstelik bunun garantisi de yok, akıllarda hala olumsuz davranışlarınız kalabilir. Hale etkisi dediğimiz bu kavramı olumlu olarak gerçekleştirmeniz dileğiyle.. (:

27 Ocak 2011

Turkcell Genel Müdür Yard. Selen Kocabaş'ın konuk olduğu "Yetenek Yönetimi " konulu video..Keyifle izleyin (:

Zamanınızı Kontrol Etmek İçin 12 Öneri

  Yöneticilerin hepsi zamana karşı yarışıyor ve hepsinin dilinde aynı nakarat: 'VAKTİM YETMİYOR!' Zamanın kontrolünü kaçırmamak, önceliklere hakim olmak ve daha dengeli bir düzene girmek mümkün oysa. Yazar Pierre Longin 'Zamanı ehlileştirin. Daha iyi yaşamak için daha iyi çalışın' adlı kitabında bu konuyu işliyor. İşte uzmanın 12 temel önerisi:
1. İletişimi tam koparın
Akşam, hafta sonu ve tatilde şirketinizle iletişiminizi koparın. Şirketiniz sizi sadece 'acil ve önemli' durumlarda arasın. Genellikle yöneticiler 'şirketim beni sık sık ararsa, bu ne kadar önemli olduğumu gösterir' diye düşünür. Ama bu yanlış inanç, yöneticinin bedenen ve kafaca 'adam gibi' dinlenmesini ve işine dinç başlamasını engeller.(Aslında sık sık aranılması değil de önemli anda aranılması size daha önemli gelmeli :) )
2. Eve 3 gün erken dönün
Kendinizi zorlayın va haftanın en az 2-3 günü eve 'mantıklı bir saatte' dönün. Kendinizi bağlamak için eşinize ve çocuklarınıza böyle bir söz verin. Mühim olan sözünüzü tutmak. 3 gün dediyseniz, 3 gün eve erken dönün. Bunların hangi günler olacağınıza da, haftalık iş programınıza göre karar verin.
3. Yasak zaman belirleyin
İşinize konsantre olmak için 'rahatsız edilmek istemediğiniz' zaman dilimleri belirleyin. Çalışanlarınıza niye böyle bir karar verdiğinizi açıklayın tabii ki. Bu sürelerde, varsa, çalışma odanızın kapısını kapatın.
4. Hayır demeyi öğrenin
Burası çok önemli. 'Hayır!' demeyi öğrenin. Görevinizin gerektirdiği önemli işlere yoğunlaşın ve bunların dışında iş yükü kabul etmeyin. Gerisini delege etmeyi öğrenin.
5. Yardım istemeyi bilin
Konuya yüzde yüz hakim değilseniz, yardım istemekten kaçınmayın. Bu otoritenizi sarsmaz, aksine sizin sorumlu bir yönetici olduğunuzu gösterir.Ayrıca konuyu kavramanız açısında da yardım istemek önemlidir.
6. Öncelik listesi yapın
Her gün, ertesi gün yapacağınız veya yapmanız istenen işlerin bir listesini yapın ve bunları 'öncelik sırasına' koyun. Her birinin karşısına,ne kadar zaman alacağını,işi kimin yapacağını yazın: Kendim yapacağım, delege edeceğim, erteleyeceğim, reddedeceğim...
7. Boş zamanlar bırakın
Ajandanızda mutlaka 'boşluklar' bırakın. Beklenmedik işleri bu boş zamanlara yerleştirir, düzenli ve planlı işlerinizi aksatmaz, sıkıştırmazsınız. Eğer beklenmedik bir iş çıkmazsa, bu boşlukları sarkan, yetişmeyen işleri bitirmek için (hatta nefes almak için) kullanabilirsiniz.
8. E-postaları sınırlayın
Çalışma arkadaşlarınızı uyarın, size 'mutlaka göndermeleri gerekenler' dışında e-posta göndermesinler. Hangi bilgilerin sizinle paylaşılmasını istediğinizi onlara önceden bildirin. Böylece lüzumsuz e-postalarla zaman kaybetmezsiniz ve dikkatiniz dağılmaz.
9. Önceden süre belirleyin
Sizi telefonla arayanları veya randevusuz kapınıza dayananları geri çeviremiyorsanız 'şu kadar vaktim var' diye önceden sınırlayın. Bu süre bittiğinde de, mutlaka, görüşmeye son verin. Böylece siz lüzumsuz zaman harcamamış olursunuz, karşınızdaki de lafı uzatmadan süratle konuya gelmeyi öğrenir. Konu kapanmadı ise, çalışanınıza ileri bir tarihe bir randevu verebilirsiniz.(Başkalarının da programlı,planlı olmasını sağlayın)
10. Telefonlarınız elensin
Sekreteriniz mutlaka size gelen telefonları elesin. Ona önceden bilgi verin: Kimin telefonu tereddütsüz bağlanacak, hangi saatler arasında kesinlikle telefon bağlanmayacak, hangi konular kime yönlendirilecek... vs. (Zaten iyi bir asistanla çalışırsanız, o gereğini yapacaktır.)
11. Ne istediklerini yazın
Birkaç gün boyunca, çalışanlarınızın sizi niye aradığını, sizden ne istediğini bir kenara not edin. Tavrınızı buna göre belirleyin. Belki de baştan daha net talimatlar vermeniz, idari veya teknik dokümantasyonu yeniden düzenlemeniz, düzenli toplantılar organize etmeniz vs gerekecek. Özetle işinizi yapış ve işbirliği şeklinizi yeniden gözden geçirmeniz gerekecek.
12. Ve bir hafta yalnız kalın
Ve her yıl, bir haftayı sadece kendinize ayırın. Bir haftalığına yanınızda kimse olmadan sessiz bir yere gidin, bedenen ve ruhen dinlenin, önceliklerinizi ve hayat felsefenizi gözden geçirin.(Aileniz varsa onlarla birlikte gerçekleştirilecek bir tatil yılın yorgunluğunu almak için eşsiz bir fırsat olabilir (: )