işveren markası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
işveren markası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2015

Bak Beyim Sana İki Çift Lafım Var!


    Uzun zamandır iş arıyorum yani hayalimde ki işi arıyorum demem lazım. Hayalinize kavuşmak pek tabii o kadar kolay olmuyor. Yine olumlu yanından bakacak olursam; İK'cı kimliğimden yalınlaşarak tamamen aday olmanın tadını ve zorluğunu, seçen değil seçilen olmanın stresini, heyecanını yaşıyorum. Bana kattığı artılar sadece bu olmadı aynı zaman da pek çok firmanın işe alım süreçlerini gözlemleme, bilgi sahibi olma yeri geldiğinde ise soğuk rüzgarların estiği durumlarda bulunmama neden olmadı değil :))
  Yaptığım genel gözlemlere göre açıkça söyleyebilirim ki çoğu şirket hızlı bir şekilde İK alanında yenilikler ve gelişmelerde atağa geçmiş durumda. İşverenler değiştirilemez ve farkındalık yaratan tek kaynaklarının çalışanları olduğunun farkına varmaya ve bu konuda geliştirici yöntemler uygulamaya başlamış. Örneğin bu firmaların çoğunda "akademi" olgusunun yaratıldığını ve sadece bir oluşum olarak kalmadığını,son derece önemli çalışmalarla faaliyet gösterdiklerini söyleyebilirim.
  Tüm bu güzel gelişmeleri yanında "saldım çayıra" İK yaklaşımlarını da maalesef gördüm. Hala "gelmediğiniz saatleri/günleri belirleyip tiiiyykıtınızdan (ticket demeye çalışıyor) ya da yol ücretinizden keseriz!!"  yaptırımlarıyla personelin devam durumunu kontrol altına almaya çalışan firmalar var. ( Do you know İşveren Markası ? , ÇDÖ ? ) Bir de beni benden alan "Allah'ım burada ne işim vardı ? " dediğim bir görüşme anımı paylaşma istiyorum.

  Malum gizli ilan vermeyi severiz :) Yine bir 'sektöründe lider firma' ile görüşmem için sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve 2 saat süren yolculuğuma başladım ( şehir değiştirmedim tabii ki İstanbul trafiği keyfiee :) ) görüşmeye davet ettiklerinde şirket ismini söyleyeme teşrif ettikleri için epeyce bir araştırma yapıp hatta İK çalışanlarını bile 'stalker' gibi inceledim. ( Evet, görün ne kadar önemlisiniz şirket için Ey İK! senin aynanın karşısında dudak büzerek verdiğin fotoğraf benim için sorgulamaların başladığı yerdir. ) Neyse görüşme yerine vardım, plaza ruhunun merkezi!! Starbucks gurmeleri ellerinde kahveleriyle yine bir şeyler 'set' ediyordu :))  Santralden geldiğimi bilgi verdiler, o sırada "baban nabioo ?" sorularının sorulduğu revizenin dibini görmesi gereken bir başvuru formu doldurdum.  Görüşme saatimi biraz geçti ve ortalıkta hala bir hareket yoktu derken 2 kişi daha aynı pozisyon için görüşmeye geldi. 5 dakikaya filan mı sığdırmaya çalışıcaklar İK görüşmesini acaba diye kendi kendimi eğlendirirken ( sıkıldım haliyle) geldi bizim güler yüzlü İK'cı.
Merhabalar, hoşgeldinizler buyrun şöyle vs. beni görüşme odasına aldı. Elimde ki montumu ve çantamı yan sandalyeye koymak için atak yapmıştım ki  (daha oturmadım bile gençler :) )

"Evett Gizem Hanımm! Kendinizi anlatır mısınız ? " sorusu geldi. ( ben "tşk. cınım iyiyim siz nasılsınız ? valla şirketi kolay buldum yeriniz güzel" klişesine hazırlamıştım kendimi  ) Ani gelen bu soru karşısında tepkimi belli etmemek için zorlasam da motivasyon olarak bitmiştim.
Kendimden bahsettikten sonra bu sefer sorular gelmeye başladı ve dedi ki işe alım UZMANI kızımız ;
"stres altında, yoğun tempoda çalışır mısınız ? Zaten çalışamazsanız 2 aylık süreç içinde biz çıkarıyoruz hemen personeli" ,
 bu ve bunun gibi bir çok saçma sorudan sonra ben bu işin bana yâr olmayacağını anlayınca tepkisel cevaplar verdim haliyle. Görüşmenin 10. dakikasında İK'nın onlar için çok önemli olduğunu, görüşmelerde çok titiz olacaklarını belirtip görüşmeyi sonlandırdı. Olumlu/ olumsuz dönüş yapacaklarını söyledi.
Şimdi ben neye yanayım ? O kadar yolu bir de geç kalmamak için koşturduğuma mı yanayım hala İK'dan anlamayan insanların şirketin imajlarına nasıl zarar verdiklerine mi yanayım ? Bir yandan gerçekten hayran kaldığım görüşmecilere/şirketlere ya da "ateşi buldum terk" şirketlerin hala var olduğuna ve bu arada ki uçuruma mı yanayım ?
Yanayım yanayım ateşlerde yanayımmm derken L&M İsmail abiyle yazımı noktalıyorum :))

Sevgiler,

Gizem


09 Mart 2015

Yolunu Kaybedenlerin Çalıştığı Şirketlerden Olmayın!




  Tüm şirketlerin karşısına çıkan bir kavram var artık ; "İşveren Markası" Aslında yıllardır var sadece öneminin farkına vardığımız ve yeni yeni uygulama alanları bulan bir konu. Şirketlerin müşteri anlayışı daha önce ürünü/hizmeti kullananlar iken şimdi çalışanların da birer müşteri olduğunu ve şirketin markasına, imajına nasıl olumlu/olumsuz etkilerde bulunduğunun farkına varıldı.

   İşveren markasını yaratmak için 'insan kaynaklarına ciddi bütçeler ayırmak, çalışanlara yüksek standartlarda iş ortamı oluşturmak gözde iş veren olmayı garantilemiyor.'(1)  'Simon Barrow, İşveren Markasını "işveren tarafından sunulan fonksiyonel, ekonomik ve psikolojik yararlar paketi" olarak tanımlamıştır.'(2) Ancak bazı şirketler İşveren Markası yaratma yolunda sadece bu yararlar paketinden ekonomik olanı kullanmakla yeterli olunacağını düşünmüş olup büyük bir hatanın gerçekleşmesine neden olmuştur. Çalışma saatleri, ücretler ve sosyal haklarda yapılan iyileştirmelerle bir marka oluşturmaya çalışmak tamamen yanlıştır Prof. Dr. Türker Baş "İşveren Markası" kitabında diyor ki : "Eğer işletmenizin diğer işletmelerden farklı, ayırt edici özellikleri yoksa, insanların sizi tercih etmeleri için bir neden de yoktur. Sadece yolunu şaşıranlar sizinle çalışır. Onlarda uzun süre kalmaz. "  

  Eğer yolunuzu şaşırıp böyle bir şirkette çalıştıysanız ya da böyle şirketleri biliyorsanız muhtemelen iç yapısında ; çalışanlarının bağımlılık düzeylerinin düşük, motivasyon ve performansların azaldığı, nitelikli çalışanları ellerinde tutmakta zorlandıklarını söyleyebiliriz. Dolayısıyla iç yapısında bu sorunlarla boğuşan bir firmanın dış yapısında rekabet güçlerinin ve etkili çalışma durumlarında da başarısız olduğunu görmek mümkün.

  Sonuç olarak işveren markası yaratmada ki diğer fonksiyonel ve psikolojik etkenleri de göz önünde bulundurmak işletmeyi bir çekim merkezi haline getirir. Yani şirketinizi bir kadın olarak düşünün. Güzel göstermek için gereksiz bir ton makyaj yapmayın, onun ruhunu(çalışanları) besleyip sağlığına önem verip (ekonomik, fonksiyonel ortam) yaşam kalitesini artırın.

Saygılarımla,
Gizem

(1),(2) Prof. Dr. Türker Baş'ın "İşveren Markası" kitabından alıntılar yapılmıştır.