Gizem Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gizem Aydemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2015

Bak Beyim Sana İki Çift Lafım Var!


    Uzun zamandır iş arıyorum yani hayalimde ki işi arıyorum demem lazım. Hayalinize kavuşmak pek tabii o kadar kolay olmuyor. Yine olumlu yanından bakacak olursam; İK'cı kimliğimden yalınlaşarak tamamen aday olmanın tadını ve zorluğunu, seçen değil seçilen olmanın stresini, heyecanını yaşıyorum. Bana kattığı artılar sadece bu olmadı aynı zaman da pek çok firmanın işe alım süreçlerini gözlemleme, bilgi sahibi olma yeri geldiğinde ise soğuk rüzgarların estiği durumlarda bulunmama neden olmadı değil :))
  Yaptığım genel gözlemlere göre açıkça söyleyebilirim ki çoğu şirket hızlı bir şekilde İK alanında yenilikler ve gelişmelerde atağa geçmiş durumda. İşverenler değiştirilemez ve farkındalık yaratan tek kaynaklarının çalışanları olduğunun farkına varmaya ve bu konuda geliştirici yöntemler uygulamaya başlamış. Örneğin bu firmaların çoğunda "akademi" olgusunun yaratıldığını ve sadece bir oluşum olarak kalmadığını,son derece önemli çalışmalarla faaliyet gösterdiklerini söyleyebilirim.
  Tüm bu güzel gelişmeleri yanında "saldım çayıra" İK yaklaşımlarını da maalesef gördüm. Hala "gelmediğiniz saatleri/günleri belirleyip tiiiyykıtınızdan (ticket demeye çalışıyor) ya da yol ücretinizden keseriz!!"  yaptırımlarıyla personelin devam durumunu kontrol altına almaya çalışan firmalar var. ( Do you know İşveren Markası ? , ÇDÖ ? ) Bir de beni benden alan "Allah'ım burada ne işim vardı ? " dediğim bir görüşme anımı paylaşma istiyorum.

  Malum gizli ilan vermeyi severiz :) Yine bir 'sektöründe lider firma' ile görüşmem için sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve 2 saat süren yolculuğuma başladım ( şehir değiştirmedim tabii ki İstanbul trafiği keyfiee :) ) görüşmeye davet ettiklerinde şirket ismini söyleyeme teşrif ettikleri için epeyce bir araştırma yapıp hatta İK çalışanlarını bile 'stalker' gibi inceledim. ( Evet, görün ne kadar önemlisiniz şirket için Ey İK! senin aynanın karşısında dudak büzerek verdiğin fotoğraf benim için sorgulamaların başladığı yerdir. ) Neyse görüşme yerine vardım, plaza ruhunun merkezi!! Starbucks gurmeleri ellerinde kahveleriyle yine bir şeyler 'set' ediyordu :))  Santralden geldiğimi bilgi verdiler, o sırada "baban nabioo ?" sorularının sorulduğu revizenin dibini görmesi gereken bir başvuru formu doldurdum.  Görüşme saatimi biraz geçti ve ortalıkta hala bir hareket yoktu derken 2 kişi daha aynı pozisyon için görüşmeye geldi. 5 dakikaya filan mı sığdırmaya çalışıcaklar İK görüşmesini acaba diye kendi kendimi eğlendirirken ( sıkıldım haliyle) geldi bizim güler yüzlü İK'cı.
Merhabalar, hoşgeldinizler buyrun şöyle vs. beni görüşme odasına aldı. Elimde ki montumu ve çantamı yan sandalyeye koymak için atak yapmıştım ki  (daha oturmadım bile gençler :) )

"Evett Gizem Hanımm! Kendinizi anlatır mısınız ? " sorusu geldi. ( ben "tşk. cınım iyiyim siz nasılsınız ? valla şirketi kolay buldum yeriniz güzel" klişesine hazırlamıştım kendimi  ) Ani gelen bu soru karşısında tepkimi belli etmemek için zorlasam da motivasyon olarak bitmiştim.
Kendimden bahsettikten sonra bu sefer sorular gelmeye başladı ve dedi ki işe alım UZMANI kızımız ;
"stres altında, yoğun tempoda çalışır mısınız ? Zaten çalışamazsanız 2 aylık süreç içinde biz çıkarıyoruz hemen personeli" ,
 bu ve bunun gibi bir çok saçma sorudan sonra ben bu işin bana yâr olmayacağını anlayınca tepkisel cevaplar verdim haliyle. Görüşmenin 10. dakikasında İK'nın onlar için çok önemli olduğunu, görüşmelerde çok titiz olacaklarını belirtip görüşmeyi sonlandırdı. Olumlu/ olumsuz dönüş yapacaklarını söyledi.
Şimdi ben neye yanayım ? O kadar yolu bir de geç kalmamak için koşturduğuma mı yanayım hala İK'dan anlamayan insanların şirketin imajlarına nasıl zarar verdiklerine mi yanayım ? Bir yandan gerçekten hayran kaldığım görüşmecilere/şirketlere ya da "ateşi buldum terk" şirketlerin hala var olduğuna ve bu arada ki uçuruma mı yanayım ?
Yanayım yanayım ateşlerde yanayımmm derken L&M İsmail abiyle yazımı noktalıyorum :))

Sevgiler,

Gizem


20 Mart 2015

Garcia'ya Mektup Götürecek Çalışanlar Aranıyor :)


     Amerika Kurtuluş Savaşı’nın bir safhasında,İspanya ve sömürge ordusunu tecrit edebilmek için Kübalı General Garcia’nın ordusuna talimat göndermek icap etti.Cumhurbaşkanı Mc Kinley,General Garcia’ya bir mektup yazdı.Mektubun süratle yerine ulaşması gerekiyordu.Başkomutanlık karargahında Garcia hakkında bilgi yoktu.Neredeydi,nasıl gidilirdi,hepsi meçhuldü.
Mektubu götürmeye yüzbaşı Rowan görevlendirildi.Yüzbaşı Rowan mektubu aldı,torbasına koydu,gitti,döndü ve tekmilini verdi.Garcia talimata uyacaktı.
Yüzbaşı mektubu alınca “Bu Garcia da kimdir?”Nerede bulunuyor?Oraya nasıl gidilir?Atla mı,trenle mi?Harcırahımı kim verecek?Arkadaşım Thomas ata daha iyi biner,onu gönderseniz olmaz mıydı?Eşim biraz rahatsız,hem bu hafta izin sırasındayım” demedi.
Benim burada anlatmak istediğim,Yüzbaşı Rowan’ın dört gün sonra Küba kıyılarına ulaşmasının,ormanlara üç haftalık bir seyahati yaya olarak tamamlamasının,dağlarda ve ormanlarda Garcia’yı bulmasının hikayesi değildir.
Anlatılmak istenen husus yüzbaşının bu hikayesinin tüm okullarda örmek insan olarak tanıtılmasıdır.
Dünyanın her yerinde,her gün milyonlarca yöneticinin Garcia’ya gönderecek mektubu vardır.Öte yandan gençlerin muhtaç oldukları bilgiler sadece bir dizi teori değildir;kendilerinden istenen vazifeleri kendi iradeleri ile sonuçlandırma idrakı ve eğitimine de sahip olmalarıdır.Bugün en çok muhtaç olduğumuz budur. Özellikle hizmette fertlerin ilgisizliği ve bilgisizliği toplumları ve kurumları felçli kılar.Hizmetin çarkı dönerken,çarkın her dişlisinin her defasında yeni baştan eğitilmesi ve bilinmesi için zaman yoktur.Aksi takdirde hizmet durur,yeniden eğitim yapmak gerekir.Öte yandan hizmet,devamlı akış,devamlı meşguliyet ister.Çarkın bir dişi kendi işini hiçbir zaman durdurmaya mezun değildir.
  
   Bir defasında her yönetici gibi böylesine meşgul iken odama giren bir memur,bana:”Efendim,siz birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan birini terfi ettirdiniz.Yaş ve kıdem bakımından aramızda hiçbir fark yok.Öğrenimimiz de aynı.O benden daha yakışıklı değil.Böyle olduğu halde beni hâlâ terfi ettirmiyorsunuz.”dedi.Ben ise dalgınlık halinde mırıldandım:
“Sokakta gürültüler var.Duyuyor musun?Nedir acaba?”
“Gidip sorayım efendim.”diye memur can sıkıntısı ile cevap verdi.Biraz sonra döndü:
“Bir arabaymış efendim.”
“Yükü neymiş?”diye sordum.
“Gidip bakayım efendim.”  Biraz sonra döndü:
“Arabanın yükü bir sürü çuval efendim.”
“Çuvallarda ne varmış?”
“Gidip bakayım efendim.”  Biraz sonra döndü:
“Çuvallarda çimento varmış efendim.”
“Nereye gidiyormuş bu araba?”
“Gidip bakayım efendim.”  Biraz sonra dönüp cevap verdi:
“X ve Y şirketinin merkez şantiyesine gidiyormuş efendim.”
“Çok güzel dedim.” ”Şimdi bana terfi eden arkadaşınızı çağırır mısınız lütfen.Hani haksız yere terfi eden arkadaşınız.”
Beriki geldi ve mırıldandım:
“Sokakta bir takım gürültüler oluyor Nedir acaba?”
“Gidip bakayım efendim.”Döndüğü zaman şöyle cevap verdi:
“Kırk çuval Porland çimentosu yüklü bir araba.Çimentoların menşei New Orleans.X ve Y inşaat şirketinin merkez şantiyesine gidiyormuş.Uluslararası ulaşıma sahip bir kamyon.Çuvalları istasyondan almış.Çuvallardan biri yarı yolda patladığı için şimdi bunun yerini değiştirmeye çalışıyorlar.”
Bu iki örnekten yorumlar yapmaya hiç gerek yok.Dünyayı dolduran özel müesseselerle resmi dairelerdeki bütün memurları kendine düşman etmek niyetinde değilim.Bunlar belirli bir öğretim döneminden sonra,bir masanın başına kurularak hiçbir iş yapmadan devlet baba hesabına geçinip gitmeyi meşru bir hak saymakla zaten gayri meşru olmuşlardır.
Sabahtan akşama kadar sigara tüttürmek,kahve içmek,vergi yoluyla kendilerini besleyen halkı hırpalamak,sadist bir zevk uğruna en basit işlemleri bile karmakarışık etmek,baştan savmak istedikleri bir müracaatçıyı masadan masaya dolaştırmak ,”Bugün git,yarın gel.”teranesiyle hedefinden iyice uzaklaşan evrakı,arşivin küflü derinliklerine gömmek.Ay sonunda alacakları paraya karşı yapacakları bu ise şayet,hiç zahmet buyurmasınlar.Millet bu parayı onlara haram edecektir.
Klemanso’nun meşhur tekerlemesi ne kadar hoş:”Bakanlık geç gelenlerle erken gidenlerin karşılaştığı yerdir.”demiş.Bakanlığı süresince öyle garip vak'alara şahit olmuş ki boyuna vecizeler dizmiş.
1906 yılında bir gün aklına esmiş,emrindeki memurların durumunu şöyle yakından görmek istemiş.Odalardan birine girmiş,kimse yok.İkincisine girmiş,bomboş!Üçüncü odada bir memur varmış,o da uyuyormuş Yanında bulunan daire müdürüne dönmüş:
“Sakın uyandırmayın,yoksa o da çekip gider.”
    İşte böyle,uzun söze ve uzun izaha benim de sizinde vaktiniz yoktur.İnsanlığın Garcia’ya mektup götürecek yüzbaşılara ihtiyacı çoktur.

Kaynak :”Avucunuzdaki Kelebek” – A.Şerif İzgören

İş hayatında da Garcia'ya mektup götürecek çalışanlara ihtiyaç çoktur. :)

Saygılarımla,

Gizem.

13 Mart 2015

İşe Alımda uygulanan Testler


  Bu hafta #iksohbeti'nin konusu "İşe alımda uygulanan testler ve testlerin gerekliliği" oldu ve bir çok yorum yer aldı. Ancak genel olarak ortaya çıkan fikir, testlerin yardımcı olarak görülmesi ve  testi yorumlama kısmında ki bilgi/donanım gerekliliğinin önemli faktörlerden biri olduğuydu.

  İşe alımlarda uygulanan testler, doğru belirlendiğinde ve doğru uygulandığında son derece faydalı bir araç olmaktadır. Değerlendirme amacına göre testler ;
Bireysel testler - grup testleri , kağıt/kalem testleri - aletli testler, sözel ve sözel olmayan testler, kültüre bağlı olan ve olmayan testler, psikometrik testler- projektif testler... olmak üzere bir çok çeşitte yapılabilmektedir.
Testin uyarlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi uzmanlık gerektiren bir konu olduğu için şirketlerin çoğu bu konuda dış kaynaklardan yardım almaktayken bazı şirketler kendi bünyelerinde ki personeline bu işin eğitimini vermektedir. Testler uzmanlık alanı gerektirdiği gibi maliyet olarak da pahalı değerlendirme araçlarıdır. Bu sebeplerden dolayı ülkemizde özellikle küçük işletmelerde işe alım test uygulamalarının kullanılmadığını söylemek mümkün. Kullanan şirketlerde ise durum yine karışık. Çünkü bazı firmalarda testleri yorumlayacak nitelikli eleman yok ya da test ve ölçülmek istenen sonuç tamamen alakasız bir duruma gelebiliyor. Mesela ben " Mavi gözlü bir otobüs şoförü 1.durakta 30 kişi binmiş 10 kişi indirmiş 2.durakta 5 kişi binmiş 15 kişi indirmiş... şoförün gözü ne renk ? şeklinde bir teste mağdur kalmıştım. Başına kocaman bu bir farkındalık testi yazsalar amacını yine de anlayamam o sorunun!

 Adayların işe uygunluğunu değerlendirmede yararlanılan başka teknik yöntemlerde vardır. Bunlar ;

  • İş örneklemesi
  • Değerlendirme merkezleri
  • Minyatür iş eğitimi ve değerleme yöntemi
  • Yalan makinesi
  • El yazısı analizi
  • Uyuşturucu, AIDS ve genetik testler olarak belirtilebilir. 
Tabii son 3 maddenin uygulandığı bir firma henüz duymadım. Bilen varsa yeşillendirebilir. Yalan makinesini bizde sadece Yalçın Çakır kullanıyor  :))

İş Örneklemesinde; adaylara işle ilgili önemli ögelerin yaptırılması sağlanarak değerlendirme yapılır. Örneğin; sürücü pozisyonu için başvuran adaylara sürüş testi yaptırmak gibi.
Değerlendirme merkezi yöntemi ise; mülakat, test uygulaması, işletme oyunları, grup tartışmaları vb. eğitim ve değerleme araçlarının kullanıldığı bir yaklaşımdır.
Minyatür iş eğitimi ve değerleme yönteminde, adaylara işin önemli bazı görevleri konusunda verilen kısa bir eğitimden sonra gösterilen işi yapılması istenir ve performansına göre değerlendirilir.
Yalan makinesinde, adı üstünde yalan makinesiyle yapılan aletli bir testtir. :)
El yazısı analizinde, kişilerin el yazısıyla ruhsal ve kişilik durumları hakkında görüş edinmeyi amaçlayan ve oldukça uzmanlık gerektiren bir yöntemdir. (ve bana saçma gelir.(evet yazım çok kötü))
Uyuşturucu, AIDS ve genetik testlerde ise sağlık kontrolü esastır.


Özetle, uzman kşilerce ve uygun şekillerde doğru test uygulanırsa personel seçiminde ve değerlendirilmesinde son derece yararlı uygulamalar mevcuttur.

Sevgiler,

Gizem.


31 Ağustos 2012

Zirveden Düşüş



Her şirketin sorunları vardır. Küçük minik sorunlarsa eğer ve halledilebilecekse tuzu biberidir çalışmanın. Gel gelelim ki tuzumuz biberimizin arttığı ağzımızın tadının kalmadığı durumlarda mevcut iş hayatında...
Hemen hemen çoğunun nedeni belli : Yönetici-çalışan arasında ki uçurum ve çalışanlar arası saygı ve "biz" duygusu eksikliği. Çalışanların kendilerini şirketin bir parçası olduğunu ve eşit haklara sahip olduğunun farkına varması gerek.  Ne kadar büyük ve başarılı bir şirket olursa olsun temeli sağlam olmayan her yapı bir süre sonra çatırdar ve hazin sona sürüklenir. Örneği de çoktur iş dünyasında..

  Nedir bunun sebebi diye düşünüyorum.  Eğitimsizlik ? Tecrübesizlik ? Tam olarak açıklamasını yapamıyorum. İleri görüşlü olmayan birinin yönetici olması da beni bir İK  olarak oldukça rahatsız ediyor.
Bazen şirketler para kazanmanın "büyümek" olarak adlandırmasını yapıyor. Bu yüzeysel tanımlama şirketin ileride aynı hızda para kaybetmesinin ve yok olmasının ana nedeni. Tüm bu süreçte çalışan bağlılığı ve iletişimin güçlü olması bu düşüşü tekrar yükselişe geçirebilir ancak tek sorun bu gizli düşüşün farkında olmak. Bunun için nitelikli yöneticilere sahip olmak oldukça önemli.

Peki ya yönetici seçilmiş değil de seçen ise ? Bu durumda nasıl yollar izlenmeli ?

Sizlerinde bu konu hakkında görüşlerini almak isterim (:


Saygılarımla...








13 Ağustos 2012

Yanlış Seçim!


İnsan kaynaklarının yaptığı işi küçümseyenler var elbet (: Yaptıkları da iş mi diyende vardır, gereksiz görende vardır... Ziyan bir hal yani bizimkisi (:

İşin sorumluluk kısmına geçince ise mide kramplarımı dersinn sinir, stres, hastalık, gözlerde çökmeler, ayaklarda şişmeler yine bizde.

Tüm bunlarında geçtim ,yanlış seçimler... Suçlu sizsiniz. Çünkü yanlış seçim görünürde küçük, iç yüzü ise büyüüüük bir olay.
Geçenlerde okuduğum bir yazıda şöyle diyor :

"Yanlış yapılmış bir seçim kişinin bağlı bulunduğu departmanın hatta çalışma arkadaşlarının, şirketin, ülke istihdamının ve ülke ekonomisinin olumsuz etkilenmesine sebep olur, şirketin zamanını, eğitim kaynaklarını, fiziksel enerjisini yok yere tüketir ve hızını keser, hedeflerine ulaşmasının geciktirir hatta zaman zaman engeller. Bu durumda basit gibi görünen işe alım operasyonları, şirketin geleceği, ülkenin ekonomisi, istihdam ve bütün bunların sonucunda sosyal hayatın seyri açısından önemlidir. "

Bu konuda objektif olamayacağım. Zor iş bizimkisi de.  Aksini düşünene saygılar..



29 Mayıs 2012

Yaz Döneminde İş Arayanın Şansı Daha Fazla!



Haber Türk gazetesi Kariyer ekinde bu hafta dikkatimi çeken "Yaz döneminde iş arayan mezunun şansı daha fazla" yazısı oldu. Okuduktan sonra sizlerle paylaşmam gerekliliğini hissettim (:

" Türkiye'de yaz ayları iş arayan kişiler için avantajlı dönemler oluyor. HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazal Wilson, yaz aylarında üniversitelerin yeni mezun vermeleri nedeniyle yoğun bir işe alım yapıldığını ve bunun sadece yeni mezunlar için geçerli olduğunu belirtiyor.  
İş arayanların çoğu yaz dönemini tatille geçirdiklerinden yazın iş arayanlar rakiplerinin önüne geçme fırsatı yakalayabilirler. Erken kalkan yol alır ve mutlaka bu dönemi efektif değerlendirmek adaya artı değer yaratacaktır."

 Yani eğer iş arıyorsanız şimdi tam zamanı ! Rekabetin daha az yoğun olması ve iş yoğunluğunun azlığı nedeniyle de (sektöre göre değişiklik gösterebilir ) şansınızın daha yüksek olduğunu söylemek mümkün :)
 Günün belirli saatlerini bunun için ayırmak güzel bir başlangıç olabilir. Sosyal ağların gücünü kullanarak ve güncel,doğru hazırlanmış bir CV ile başlangıç yapabilirsiniz.

Bol Şans*

17 Mayıs 2012

Dikkat Sendrom Yazısıdır !!


  Uzun zamandır blog yazmıyorum. Anlatmak istediğimi,yazmak istediğimi daha iyi şekilde yapılmış olanını gördüm. o yüzden sizlerle paylaşmak istedim. İşte yeni mezun sendromu...

Yeni mezun birinin her şeyden önce hayalleri vardır tutunduğu. Kampüs içindeki hayatla dışarıdaki hayatı benzer sayar, sanır ki gerçek "iş yaşamı" nı o zamana kadar okulda okutulan kitaplarda yeterince özümsemiş ve her şeyin bilincindedir. Yeniz mezunlar Fütursuzca bir özgüven içindedir, kolay değil sonuçta o koskoca bir "üniversite mezunu"dur artık ve hak ettiği firmada hak ettiği ücretle iş yaşamına ilk adımını atmalıdır. Yeni Mezun işe önce kariyer sitelerinde cv' sini hazırlamakla başlar. Bu dönemde hedefler çıtayı zorlayacak derecede yüksektir, beklentilerini kendi donanımının yeterliliğine ya da çeşitli zorlu virajlara sahip bu yeni ummanın gerekliliklerine bakmadan çoktan oluşturmuştur bile kafasında, yeni mezun… "Talep ettiğiniz ücret" kısmına gelince rakamlar önce 4 hanelilerden başlar, tabi ki de böyle olmalıdır dediğimiz gibi o koskoca bir "üniversite mezunu"dur.… Herkesin başvuru yapacağı, herkesin çalışabileceği kendince "vasat pozisyon" diye nitelendirdiği pozisyonlara asla başvurmaz. Yeni Mezunkendisine göre o ya "yönetici adayı" ya da "…... sorumlusu", "uzman yardımcısı" olmaya aday bir bireydir. 

Başvurular teker teker yapılır ve yeni mezunların bekleme süreci böylece başlar. Aradan uzunca bir süre geçer ve hala başvurulardan her hangi bir ses çıkmamıştır. Günler, aylar ilerler; beraberinde umut da azalmıştır artık, egosunda yaralanmalar baş gösterir yeni mezun' un. Bir şeyleri yanlış yapmıştır ama nedir ? Düşünür, düşünür ve daha ilk başta, yüksek tuttuğu çıtada değişikliklere gider, bu değişiklik ilk olarak talep ettiği ücrette olur, daha makul rakamlar yazar cv ye kendince ve yeni başvuru serüveni başlamıştır artık. Aradan aylar geçmesine ve cv de yapmış olduğu değişikliğe rağmen hala hiç ses seda yoktur. İşte bu, yeni mezun' un egosunun çatırdamaya başladığı andır. Kendi içinde muhasebeye gider, ben kimim, artılarım neler eksilerim neler, şayet bir işveren olsaydım ve "a" pozisyonunda bir alım gerçekleştirecek olsaydım çalışacağım elemanda ne gibi özellikler, donanımlar arardım vs… artık vakit, bu zamana kadar kendisine okutulan kitaplardan ve beslenmiş egosundan sıyrılarak gerçek "iş yaşamı" ile yüzleşme vaktidir.

Yeni mezunumuz için asıl macera da bu noktadan sonra başlar….

Tabii bu yazı herkes için geçerli değilken bir çoğu içinde geçerli.
Gizem Aydemir



10 Nisan 2012

İnsan Kaynakları Zirvesi 2012


  Globalcv'nin her yıl düzenlediği İnsan Kaynakları Zirvesinin 2012 yılı programı yine birbirinden başarılı konuşmacılar ve dopdolu bir zirve programı ile gerçekleştirilecek.Ne yazık ki ben bu zirvede bulunamayacağım ancak düşünenler için zirve amaçları şöyle belirtilmiş : 

- İş dünyamıza yönelik potansiyelleri değerlendirerek, işletmelerin kendilerini geliştirmelerine yönelik hedefler oluşturmak,
- Kobilerin kurumsallaşmasına yönelik yöntemleri göstermek,
- İnsan kaynaklarındaki yeni trendleri sıralamak,
- Sürekli ertelenen veya üzeri örtülen insan kaynaklarının verimli kullanımı prensibini kurum içi sistemlere ve yönetici davranışlarına entegre etme yollarını göstermek
- KOBi’lerin kurumsallaşma ve çağdaş insan kaynakları çabalarını tespit edip, cesaretlendirmektir.
Ayrıca konuşmacıları linkten öğrenebilirsiniz.
Zirvede yapılacak çekilişle eğitim sponsorları tarafından da eğitim programları hediye edilecek (umarım sizde şanlı kişilerden olursunuz ) 
Daha fazla uzatmadan dilerseniz Zirve programını inceleyebilrsiniz (:
Gidecek olanlara keyifli anlar diliyorum...


05 Mart 2012

Pozitif Yönetim - İdil Türkmenoğlu



  
 Her İK'cının kitaplığında bulunması gereken bir eser "Pozitif Yönetim". Sadece okumak yetmiyor bu kitabı,düşünmek,muhakeme etmek,kabul etmek ve değişmemizi gerektiriyor.
 İşe eğlence katmaktan bahsediyor kitap "işyerinde keyif" yaşamaktan... Sahi neden zor bu kadar ? Sabah insanı motive eden bir "Günaydın :) " ve çalışma saatlerindeki pozitif iletişim,mutlu anlar... Bunların olmadığı bir ortamda çalışmanın ne derece "zindan hayatı" yarattığını tahmin etmek bir yana yaşadığım için bir an önce değişmesini düşünenlerdenim.

Liderler biraz gevşeyip çalışma ortamlarını eğlenceli hale getirirlerse,çalışanların güveni,yaratıcılığı ve iletişimi belirgin ölçüde iyileşiyor. Bu da daha düşük bir işten ayrılma oranına, daha yüksek morale ve finansal açıdan güçlü bir dip toplama ulaşımlarını sağlıyor.                                                                                
                                                            Adrian Gostick ve Scott Christopher

   Böylesine büyük getirileri olan bu yönetimi uygulamak ya da uygulanan bir işletmede çalışmak herkesin istediği bir durumdur.
Kitapta ayrıca iş yaşamından bazı büyülü anlar yer alıyor :
  1. İş başvurusu yaptığınız şirketten gelen olumlu ya da olumsuz yanıt. ( bu konuyu ayrıntılı olarak yazdığım "Geri Bildirimde Bulunma(ma)" yazımda okuyabilirsiniz.)
  2. Gerçekten gözünüzün içine bakarak "Günaydın" diyen iş arkadaşları,
  3. Yemekhanedeki sürpriz yiyecekler,
  4. Patronunuzun masanıza bıraktığı teşekkür notu,
  5. Telefonu güler yüzle açan insan kaynakları,
  6. Yöneticinin, elemanlarının sorunlarını bilmesi, sorularıyla onları takip etmesi,
  7. Sigara yasağına uyan yöneticiler, sigara içilmeyen müdür odaları,
  8. İstemeden verilen bordro
  9. İşe başladığınız gün hazır olan kartvizit.

Tüm bunları yapmak sizce zor mu ? Kazanacaklarınız (mutluluk,motivasyon,keyif,bağlılık..) azımsanacak şeyler değil üstelik...

Bu konu yazılarla bitecek gibi değil :) en iyisi kitabı okumanız sonrada bir adım atmak... Herkesin "pozitif yönetim" tarzını benimsemiş bir şirkette çalışacağı günleri umarak keyifli çalışmalar diliyorum. :)


02 Mart 2012

Geri Bildirimde Bulunma(ma)


   Çoğu işsizin her gün umutla beklediği bir dönüş geri bildirim.Ancak bir çok İK çalışanı bu görevi benimsememiş durumda ki bunu yerine getirmiyor.Aday bekliyor bekliyor bekliyor... Hatta umutlarını da besliyor bu evrede.Başka bir iş teklifi bile aldığında "hayır" diyebiliyor.Çünkü inanıyor olumlu bir dönüş alabileceğine.Bazı adaylar ise sabır gösteremiyor iletişim kurarak sonucunu talep ediyor ( bence doğruda olan bu ) ancak öyle cevap alabiliyor. Peki bu durumda ne oluyor ? İtibar zedelenmesi!
 Genelleme yapamayacağım bir konu fakat örneklerine sık rastlamak mümkün.Bazı insan kaynakları çalışanlarının hala şirketteki önemini kavrayamamış olduğunu düşünüyorum.Buna rağmen bu durumu son derece başarılı şekilde aşmış ve en geç 10 gün içerisinde geri dönüş yapan firmaları da görmek mümkün.
  İnsanların şirketimize bakış açısını şekillendirme avantajına sahibiz ve bunu olumlu olarak kullanmıyoruz.
  Geri bildirimin aday ve çalışan iletişimini nasıl etkilendiği görmek mümkün.
Mülakat sonucunda çok geçmeden geri dönüş yaparak olumsuz dahi olsa adaya bilgi verdiğimde geri dönüşte bulunduğum için aldığım teşekkürleri ve bunu yaparak adayda olumlu yönde İK imajı bıraktığım için motivasyon artışı yarattığım zamanları biliyorum.Gerçekten son derece önemli bu konuda herkesin aynı duyarlılığı göstermesini isterim.

 İK zor bir bölüm,uzun saatler çalışma gerektiren bir görevde bu dönüşlere zaman ayıramadığınız bahanesine lütfen artık saklanmayın.Teknoloji o kadar gelişti ki artık çeşitli portallar da dahi tek bir tuşla geri dönüş sağlamak mümkün hale geldi.Üstelik siz şirket markasında kilit noktalardan birisiniz.Sizin değiştireceğiniz düzen başkalarına örnek olabilir...


14 Şubat 2012

"İşimde Olmazsa Olmaz!" dediklerimiz



 Yeni bir işe girerken veya şuan çalıştığınız işinizde olmazsa olmazlarınız var mı ? ?
Herkes de var olduğunu düşünüyorum (: peki nedir bunlar ; iyi bir çalışma ortamı ? uyumlu bir ekip ? iyi bir yönetici ? çalışma saatleri ? imkanları,olanakları ? ya da bunlar benim için sorun değil ücreti iyi olsun diyenlerden misiniz ? :) Hepsi olsun diyende vardır muhtemelen.
  Bana göre uyumlu bir ekip ve çalışma ortamı.Eğer bu eksik olursa bir çok sorununda beraberinde geleceğini düşünenlerdenim.
Düşünün; ekip arkadaşlarınızın yardımlaşmadan bihaber,somurtkan,paylaşımcı olmayan ve ruhsuz kişilerden oluştuğunu ? Her gün o iş yerine gidip uzun saatlerde orada kalmayı kim ister ? Motivasyon köreltir alııırrr götürür! (: üstelik iş konsantrasyonunu da bozabilir. Böyle bir işte performansınızın düşük olması kaçınılmaz sonlardandır ve buda sizi yöneticinizle ilişkilerinizi ve kariyerinizin ilerlemesini zor duruma sokabilir.Her şey domino taşları gibi olabilir anlayacağınız :)

 Birde olaya olumlu yandan bakalım değil mi :) ekip arkadaşlarınız kelimenin tam anlamıyla süper! iş sizin için zorunluluk değil keyifli,eğlenirken çalışabileceğiniz ve saatlerin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir duruma dönüşebilir.Ekip çalışması beraberinde başarıya da getirebilir tabii ki e buda motivasyon ve performansa yansır :) tüm bunlar yöneticiniz ile olan iyi ilişkilerinize ve kariyerinize olan emin adımlara dönüşebilir.

Tüm bunlar olabilir mi ? Neden olmasın.

Siz çalışma arkadaşlarınızla ilişkilerinize dikkat ederek nelerin değişebileceğini fark edin yeter.Belki iş arkadaşınızın işteki keyifsizliği sizin ona göstermediğiniz iyi iletişim ve yardımlaşmanızdır ? Sizin değişmeniz herkesin değişmesi olabilir.Küçümsemeyin..





Gizem Aydemir

10 Eylül 2011

İnsan Kaynakları Yönetimi-İ.Ü.


İnsan Kaynakları Yönetimi kitabı  İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, İnsan Kaynakları Yönetimi Anabilim Dalı öğretim görevlileri tarafından hazırlanmış ve ders kitabı olarak da okutulan başarılı bir kitap.
  Kitapta insan kaynaklarının ne olup olmadığı, tarihsel gelişimi ve temel görevlerinin yanı sıra bir çok gerekli bilgiyi de bizlerle paylaşıyor. Benimde bölümümde ders kitabı olarak karşıma gelen bu kitabı öğrencilik "heyecanı" ile sınav dönemleri dışında pek okumamıştım (: ancak şimdi okuduğumda keşke daha önce okusaydım diyorum. Sizde insan kaynaklarına gönlünü vermişseniz kitaplığınıza genişçe bir yer ayırmanızı tavsiye ediyorum.
Kitabı içerik olarak buradan inceleyebilirsiniz.
Mutlu günler (:


02 Eylül 2011

İK Mesleğine Girmek İçin Ne Yapmalıyım? | Kaynağım İnsan


İnsan kaynakları mesleğine girmeye karar verdiniz peki bunun için kendinize yöneltmeniz gereken sorular,cevaplar,nedenler,yapmanız gerekenler.... İpek Hanım'ın bizlere hazırladığı video ile açıklık buluyor (:

Kendisinin emeğine sağlık, böyle videolu anlatımda epey güzel oluyor (: 3.sünü sabırsızlıkla bekliyoruz

Kaynağım İnsan TV 2, İK Mesleğine Girmek İçin Ne Yapmalıyım? | Kaynağım İnsan

08 Ağustos 2011

İşletmelerde Stratejik Yönetim - Hayrİ ÜLGEN & Kadri MİRZE


   İKariyer'de bilgilerin yanında sizlerle gerekli ve başarılı kitapları da paylaşma kararımdan sonra bu başlangıcı başarılı bir kitapla gerçekleştirmek istedim.
    "İşletmelerde Stratejik Yönetim - Hayri ÜLGEN  & Kadri MİRZE "
 Üniversitede ders kitabı olarak karşıma gelen bu kitaptan itiraf etmeliyim ki ilk başta epey korkmuştum (: ancak sayfalarla birlikte ilerleyince neden "2009 yılı üniversite ders kitapları telif ve çeviri eser ödülü" aldığını anladım. Kitap o kadar anlaşılır ve rahat bir dille yazılmış ki hem anlaşılır hem başarılı örnekler, açıklamalar hemde akılda kalıcı şekilde yazılmış. Kitaplığınızda olmasını şiddetle tavsiye ettiğim kitaplar arasında ilk sırada yer alan temel bir eser. Kitabın içeriğindeki bölümler ise :

     ANALİZ

  • STRATEJİK YÖNETİM, İLGİLİ TERİM VE KAVRAMLAR
  • STRATEJİK YÖNETİM SÜRECİ VE UNSURLARI
  • DIŞ ÇEVRE ANALİZİ
  • İŞLETME ANALİZİ
  • ÇEVRE UNSURLARININ ÖLÇÜLMESİ VE DURUM BELİRLEME MATRİSLERİ
  • STRATEJİK YÖNLENDİRME
     STRATEJİLER

  • TEMEL STRATEJİLER VE ALT GRUPLARI
  • ÜST YÖNETİM STRATEJİLERİ : KURUMSAL STRATEJİLER
  • İŞYÖNETİM STRATEJİLERİ : REKABET STRATEJİLERİ
  • İŞLEVSEL (FONKSİYONEL) STRATEJİLER : BÖLÜMSEL STRATEJİLER
  • ULUSLARARASI STRATEJİLER
   UYGULAMA VE KONTROL

  • YÖNETİM STRATEJİLERİNİN UYGULANMASINDA KULLANILAN TEKNİKLER
  • STRATEJİLERİN UYGULANMASI-1 : İŞLETME YAPILARI VE SİSTEMLER
  • STRATEJİLERİN UYGULANMASI-2 : YÖNETİM BİÇİMLERİ PAYLAŞILAN DEĞERLER İNSAN KAYNAKLARI VE İŞLETME YETENEKLERİ
  • STRATEJİK DEĞERLENDİRME VE KONTROL
  • KURUMSAL YÖNETİŞİM VE YÖNETSEL ETİK
    ÖRNEK OLAY YÖNTEMİ

  • İŞLETMELERDE STRATEJİK YÖNETİM UYGULAMALARI VE ÖRNEK OLAY ANALİZ YÖNTEMİ
  • ÖRNEK OLAYLAR


Ayrıca bu bölümlerde kendi aralarında alt başlıklara ayrılmakta. Bu faydalı kitabı kaçırmayın derim (:
Keyifli okumalar diliyorum...

05 Temmuz 2011

Yanlı değerlendİrme sonunuz olmasın !

 Şirketlerin ilk 6 aylık performans değerlendirmelerinin yoğun olarak yapıldığı bir dönemdeyiz. Geri bildirimlerin de yapıldığı bu dönemde çoğu çalışanın yüzünün güldüğü gibi üzücü hale de gelebiliyor. İşverenin performans düşüklüğü nedeniyle iş akdini gerçekleştirmesinin yasal olduğu bu durumda çalışanların performansını yüksek tutması ve işvereninde çalışanlara uygulamayı anlatması çok önemlidir. Tüm bunların "insan" kaynaklı olması beraberinde bir takım sorunları da getirmektedir : İşverenin subjektif yaklaşımıyla yanlı değerlendirmesi!
   İşverenin performans değerlendirmelerinde kişisel düşüncelerini katması , hale etkisi , merkezi eğilim etkisi gibi bir çok etkenin içinde olması çalışanı zor durumda bırakmaktadır. Peki iş akdinin feshiyle karşılaşma tehlikesiyle kalan çalışanın bu yanlı değerlendirme karşısında yapacakları neler ? 
    İşveren, işçiyi performans nedeniyle iş akdini sonlandırmışsa, performans düşüklüğünün geçerli neden olabilmesi için öncelikle :
  •  performans kriterlerinin objektif ölçütlere dayanmasının gerekmesi,
  •  İşverenin performans kriterlerini önceden saptamış olmasının gerekmesi, 
  • işverenin performans beklentisi için işçiye eğitim verdirmiş olması gerekmesi
  •  işverenin performans nedeniyle feshinde işçiden mutlaka savunma alınması 

gerekmektedir. Bunların tümünün varlığı söz konusu olduğunda işveren işçiyi, performansının düşük olması nedeniyle iş akdini feshedebilir. Ancak bu durumların varlığı söz konusu değilse işçinin iş akdi fesh edilemez. Gerekirse işçi işe iade davası açabilir.Dava işçinin lehine sonuçlandığı durumda işçi çalışmadığı gün ücretini ve tazminatını alabilir.

Bu konu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. Maddesine göre “hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışına ve verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez”  maddesiyle belirtilmiştir.


03 Temmuz 2011

Yeni mezunun cevaplaması gereken sorular

 Artık mezunum ve iş hayatına gireceğim günü bekliyorum. Beklerken de benim gibi bir çok kişinin düşünmesi ve cevaplaması gereken soruları paylaşmak istedim. Yanıtlamamız gereken en önemli  10 soru ise şöyle :

  1. Ne yapmak istiyorsunuz ?
  2. Ne yapabilirsiniz ?
  3. İş aramaya başlamadan önce halletmeniz gereken bir sorun var mı ? (mezuniyet, askerlik , yabancı dil, bilgisayar programları... )
  4. Bu sorunu halletmek için gerekli kaynağa sahip misiniz ? (para, zaman... )
  5. Nerede iş arayacağınıza karar verdiniz mi ?
  6. Sizi bu konuda yönlendirecek, fikir verecek deneyimli birini tanıyor musunuz ?
  7. İş bulana kadar bulunduğunuz durumu ne kadar koruyabileceksiniz ? ( örneğin İstanbul'da iş arıyorsunuz ama ev tutmak için bütçeniz yok. )
  8. İş bulma sürecinde deneyim kazanabileceğiniz staj olanaklarını değerlendirmek ister misiniz ?
  9. Özgeçmişiniz hazır mı ?
  10. Her şeyden önce SİZ çalışma hayatına hazır mısınız ?

Bu soruları yanıtlarken iyice düşünülmesi gerekir. Verilecek cevaplar çok şeyi değiştirebilir.

01 Temmuz 2011

M-E-Z-U-N !


    Sonunda bitmeyecek sandığım öğretim hayatım bitti. Yarın kepimle birlikte özgürlüğümü ilan edeceğim :)
Gel gelelim ki korkmuyor da değilim. Bundan sonra ne olacağına dair en ufak bir fikrim yok, belirsizlikler...
İlkokul bitti ortaokul sonra lise sonra üniversite derken "Eeee oda bitti ya şimdi ne olacak ? " durumundayım o kadar alışmışım ki okumaya. Yeni bir dünyaya adım attı artık. Bunu öğrenci işlerinde kartımı kırarlarken daha iyi anlayacağım sanırım (: öğrenci değilim artık ! İşsizim. Milyonlarca genç gibi !
    Umarım mezun olan herkesin ve iş bekleyen bütün herkesin hayalleri gerçek olur. Herkese yeni hayatlarında başarılar diliyorum. Mobbing'siz , gerçeklik şokunun az olduğu bol motivasyonlu işler diliyorum (:
Bol Şans !

24 Haziran 2011

Olmazsa Olmazımız : İHLALLER !

 
    İngiltere'de bağımsız bir İK danışman firmasının 1281 çalışanıyla gerçekleştirdiği araştırmaya göre çalışanların yarısından fazlası bazı durumları ihlal etmekte sakınca görmüyor. Bunlardan en göze çarpanı ise iş telefonlarının kişisel amaçlarla kullanılması ve mesai saatlerinin tam olarak doldurulmaması.
 Diğer küçük özgürlükler ise şöyle ;

  • %51 iş telefonunu kişisel amaçlar için kullanıyor
  • %49 öğle yemeği molasını uzatıyor
  • %64 işe geç geliyor veya erken çıkıyor
  • %39 mesai saatlerinde uzun molalar veriyor
  • %11 fatura ettiği masrafları yüksek gösteriyor
  • %6 şirket kasasından ufak paralar alıp geri iade etmiyor.
Araştırmanın doğruluğuna ben kesinlikle inanıyorum. Bizim ülkemizde de hemen hemen bu oranların aynı olduğunu düşünüyorum. Eee bizde yemekten sonra bir kahve molası, iş aralarında sohbetlerle birleşen uzun sigara molaları, ilk seferlerde 5 dk erken çıksam bir şey olmaz deyip sonra daha erkene alınan çıkış saatleri ile özellikle telefonu ve interneti kişisel amaçlarla kullanmak vazgeçilmezimiz :) ama bu küçük özgürlükler katı kurallara dönüşseydi iş yerimiz kamptan farksız olmaz mıydı ??

Geleneksel FLO Bonus Ödüllerİ



   Geçenlerde okulumuzda yapılan bir kariyer haftasında FLO İK uzmanıyla görüşme fırsatı buldum ve konuşma esnasında çalışanlarına yaptıkları motive edici ödüllerden bahsetti. Gerçekten dinlerken bile mutlu oldum böyle bir uygulamanın olmasına. 2. kez gerçekleşen ödüller ise şöyle ;

  • En çok satış yapan çalışanına havuzlu, otoparklı, site içinde bir daire ( gerçekten harika :)   )
  • 2. en çok satış yapan çalışanına ATV araç
  • 3. çalışanına ise 2 kişilik tatil 

  Projenin amacında ise çalışanların mutluluğu ve motivasyonu ön planda. FLO BONUS projesini çalışanına gösterdiği değerden ve bu uygulamadan dolayı gerçekten tebrik ediyorum.
Darısı bütün şirketlerin başına ((:

12 Haziran 2011

Gelecek 15 yılda İK'yı neler bekliyor ?

 
 Geçenlerde " İnsan Kaynaklarında Önümüzdeki 15 Yıl "  başlıklı güzel bir yazıyla karşılaştım ve hemen okumaya başladım. Birazda mezun olup iyice iş hayatına yaklaştığım dönemde içinde olacağım 15 yıl nasıl olacak merak ettim doğrusu (:
 İnsan kaynaklarını bekleyen sorunları, aşılması gereken engelleri 4 başlığa ayırmış yazı ve şöyle devam etmiş :


1. Demografik Yapıdaki Değişiklikler:
Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor. Dünya genelinin ve ülkemizin demografik yapısını incelediğimizde yaşlı nüfus oranının giderek arttığını görüyoruz. Yapılan bir çalışmaya göre, 2005-2050 yılları arasında 80 yaş ve üzeri yaş grubunun artış hızı Türkiye için yüzde 736 olarak hesaplanmış. Giderek yaşlanıyoruz.
( geçen okuduğum habere göre nüfus artış hızımızda azalmalar başladı bile '
Türkiye'de nüfus artış hızı 1990-2008 döneminde sürekli azalış gösterdi ve binde 17'den binde 11,7'ye kadar geriledi. ' ve böyle giderse nüfus artış hızının sıfırın altına düşeceği de araştırmalar arasında ! )
Bu durum yetenekli çalışan ihtiyacının giderilmesinde sıkıntı yaratabilir. İş dünyası hızla gelişirken yüksek performans gösteren etkili çalışanlara olan gereksinimin artması kaçınılmazdır. Şu anda özellikle Batı Avrupa ülkelerinde gözlemlenen nitelikli çalışan ihtiyacının giderilmesindeki sıkıntıyla farklı coğrafyalarda da karşılaşılması beklenebilir.
“Yetenek” diyebileceğimiz adayların geliş hızı iş dünyasının büyüme hızıyla doğru orantılı değil. Bu bakımdan “iyi”leri almak ve tutmak İK fonksiyonları için gelecekteki en büyük mücadele olacaktır. Bu durum İK’cıları, yetenekli çalışanları elde tutma (retention) yönünde daha etkili uygulamalar geliştirmeye zorlayacaktır. İşe yarar, sürdürülebilir kariyer yönetimi araçları, esnek ücretlendirme ve yan olanaklar sistemleri bir adım ileri taşınması gereken ilk uygulamalar olabilir. ( hatta mutluluk departmanları kurulmaya başlandı...)
2. Teknoloji:
Hızla gelişen teknoloji ister istemez İK’nın geleceğini etkileyecektir. Otomasyon sistemlerinde atılacak yeni adımların idari işler yönetimini, iletişim araçlarında ortaya çıkacak yeni mecraların iletişim yönetimini şekillendirmesi, çalışanların bilgiye erişimini kolaylaştırması kaçınılmazdır.
3. Karlılık baskısı:
İş dünyasının olmazsa olmazı sürdürülebilir karlı büyüme ihtiyacı paralelinde şirket satın almaları ve birleşmeleri artacaktır. Bu nedenle organizasyonel değişim yönetimi İK dünyasını bekleyen önemli başlıklardan biri olabilir.
İşe alım, eğitim yönetimi, performans yönetimi gibi başlıklarda İK’nın şirketin karlılığına etkisini somut biçimde ortaya koyan İK Ölçümleri (HR Metrics) gelişmek / geliştirilmek zorundadır. “Sıradan” İK profesyoneli ile “etkili” İK profesyonelini ayırd edecek olan temelde budur.
4. Küreselleşme:
Küresel ekonomi kavramı önümüzdeki 10 yılın sonunda gündemden düşecektir. Çünkü zaten aksi yönde bir şey düşünülemez hale gelecektir. Bu bakımdan bilgi ve deneyim olarak “lokal” kalan İK’cıların yeni pazarları, yeni mevzuatları öğrenmeleri, yeni kültürleri farklı normları tanımaları gerekecektir. Dünya genelinde ortaya çıkacak yeni rakiplerin İK uygulamalarına etkileri daha hızlı hissedilecektir. Bu bakımdan yeni gelişmelere iyi hazırlanan, çabuk adapte olan vizyoner İK’cıların önü açıktır.
Özet olarak, 15-20 yıl içinde
– daha iyi çalışanı bulan, tutabilen ve motive bir şekilde çalışmasını sağlayan,
– yeni teknolojilerin farkına varıp bunları etkili bir şekilde kullanan,
– karlılığın önemini anlamış, ticari bakış açısını korumuş, geliştirdiği uygulamaların etkilerini somut ölçümlerle ortaya koyabilen,
– insanların başları sıkıştığında başvurabildiği, bürokratik imajından kurtulmuş, sorun gideren, değişimi yönetebilen,
– global ekonomiyle uyum içinde, bir “dünya profesyoneli” ve gerçek anlamda stratejik iş ortağı olmayı başarmış İK’cıların sayısının arttığı bir iş dünyası hayal edebiliriz.
Yani dinamik bir İK gerek !