genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2015

Bak Beyim Sana İki Çift Lafım Var!


    Uzun zamandır iş arıyorum yani hayalimde ki işi arıyorum demem lazım. Hayalinize kavuşmak pek tabii o kadar kolay olmuyor. Yine olumlu yanından bakacak olursam; İK'cı kimliğimden yalınlaşarak tamamen aday olmanın tadını ve zorluğunu, seçen değil seçilen olmanın stresini, heyecanını yaşıyorum. Bana kattığı artılar sadece bu olmadı aynı zaman da pek çok firmanın işe alım süreçlerini gözlemleme, bilgi sahibi olma yeri geldiğinde ise soğuk rüzgarların estiği durumlarda bulunmama neden olmadı değil :))
  Yaptığım genel gözlemlere göre açıkça söyleyebilirim ki çoğu şirket hızlı bir şekilde İK alanında yenilikler ve gelişmelerde atağa geçmiş durumda. İşverenler değiştirilemez ve farkındalık yaratan tek kaynaklarının çalışanları olduğunun farkına varmaya ve bu konuda geliştirici yöntemler uygulamaya başlamış. Örneğin bu firmaların çoğunda "akademi" olgusunun yaratıldığını ve sadece bir oluşum olarak kalmadığını,son derece önemli çalışmalarla faaliyet gösterdiklerini söyleyebilirim.
  Tüm bu güzel gelişmeleri yanında "saldım çayıra" İK yaklaşımlarını da maalesef gördüm. Hala "gelmediğiniz saatleri/günleri belirleyip tiiiyykıtınızdan (ticket demeye çalışıyor) ya da yol ücretinizden keseriz!!"  yaptırımlarıyla personelin devam durumunu kontrol altına almaya çalışan firmalar var. ( Do you know İşveren Markası ? , ÇDÖ ? ) Bir de beni benden alan "Allah'ım burada ne işim vardı ? " dediğim bir görüşme anımı paylaşma istiyorum.

  Malum gizli ilan vermeyi severiz :) Yine bir 'sektöründe lider firma' ile görüşmem için sabah erken saatte kalkıp hazırlandım ve 2 saat süren yolculuğuma başladım ( şehir değiştirmedim tabii ki İstanbul trafiği keyfiee :) ) görüşmeye davet ettiklerinde şirket ismini söyleyeme teşrif ettikleri için epeyce bir araştırma yapıp hatta İK çalışanlarını bile 'stalker' gibi inceledim. ( Evet, görün ne kadar önemlisiniz şirket için Ey İK! senin aynanın karşısında dudak büzerek verdiğin fotoğraf benim için sorgulamaların başladığı yerdir. ) Neyse görüşme yerine vardım, plaza ruhunun merkezi!! Starbucks gurmeleri ellerinde kahveleriyle yine bir şeyler 'set' ediyordu :))  Santralden geldiğimi bilgi verdiler, o sırada "baban nabioo ?" sorularının sorulduğu revizenin dibini görmesi gereken bir başvuru formu doldurdum.  Görüşme saatimi biraz geçti ve ortalıkta hala bir hareket yoktu derken 2 kişi daha aynı pozisyon için görüşmeye geldi. 5 dakikaya filan mı sığdırmaya çalışıcaklar İK görüşmesini acaba diye kendi kendimi eğlendirirken ( sıkıldım haliyle) geldi bizim güler yüzlü İK'cı.
Merhabalar, hoşgeldinizler buyrun şöyle vs. beni görüşme odasına aldı. Elimde ki montumu ve çantamı yan sandalyeye koymak için atak yapmıştım ki  (daha oturmadım bile gençler :) )

"Evett Gizem Hanımm! Kendinizi anlatır mısınız ? " sorusu geldi. ( ben "tşk. cınım iyiyim siz nasılsınız ? valla şirketi kolay buldum yeriniz güzel" klişesine hazırlamıştım kendimi  ) Ani gelen bu soru karşısında tepkimi belli etmemek için zorlasam da motivasyon olarak bitmiştim.
Kendimden bahsettikten sonra bu sefer sorular gelmeye başladı ve dedi ki işe alım UZMANI kızımız ;
"stres altında, yoğun tempoda çalışır mısınız ? Zaten çalışamazsanız 2 aylık süreç içinde biz çıkarıyoruz hemen personeli" ,
 bu ve bunun gibi bir çok saçma sorudan sonra ben bu işin bana yâr olmayacağını anlayınca tepkisel cevaplar verdim haliyle. Görüşmenin 10. dakikasında İK'nın onlar için çok önemli olduğunu, görüşmelerde çok titiz olacaklarını belirtip görüşmeyi sonlandırdı. Olumlu/ olumsuz dönüş yapacaklarını söyledi.
Şimdi ben neye yanayım ? O kadar yolu bir de geç kalmamak için koşturduğuma mı yanayım hala İK'dan anlamayan insanların şirketin imajlarına nasıl zarar verdiklerine mi yanayım ? Bir yandan gerçekten hayran kaldığım görüşmecilere/şirketlere ya da "ateşi buldum terk" şirketlerin hala var olduğuna ve bu arada ki uçuruma mı yanayım ?
Yanayım yanayım ateşlerde yanayımmm derken L&M İsmail abiyle yazımı noktalıyorum :))

Sevgiler,

Gizem


08 Mart 2015

Mesele Adam Olabilmekte


   Nedir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ?

8 Mart Dünya kadınlar Günü’nün kutlanması olayı 1857 yılına dayanmaktadır. O yılda gerçekleşen üzücü bir olaydan sonra her yıl 8 Mart tarihinde Dünya Kadınlar Günü kutlanır.8 Mart 1857 yılında Amerika’nın New York kentinde bir tekstil fabrikasında çalışan ve çoğunluğu kadınlardan oluşan 40 bin kişinin daha iyi koşullar altında çalışmak için grev yapmaları üzerine grevi engellemek isteyen polislerin işçileri fabrikaya kilitlemesi ve fabrikada çıkan yangın sonucu 129 kişinin ölmesi sonucu her yıl 8 Mart günü aslında, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanır.

     8 Mart Dünya kadınlar günü bu yıl ülkemiz için daha önemli.
  Nice kadınlarımız taciz/şiddet/cinayete kurban giderken ve ben bu yazıyı yazarken bile bir kadın şiddet görürken, 8 Mart kutlanıp 9 Mart günü unutulan bir gün olmamalı. Kadın olmak evde, iş yerinde, yolda, bir minibüsün içinde bile zor... 

  Konuyla ilgili çok güzel bir köşe yazısı okudum bugün ve sizlerle paylaşmak isterim :

    Ayrıca bugüne özel bir çok firma duyarlılık göstererek yaratıcı paylaşımlar yaptı. İçlerinden en sevdiğim ve bana göre dikkat çeken aşağıda paylaştığım iki ilan oldu.





Saygılarımla,
Gizem

#8martdunyakadınlargunu

18 Ekim 2013

Pazartesi seni çağrıyor!


Bayram bitti. Her tatil gibi ışık hızıyla geçti. Çoğumuzun "aaa ne çabuk geçti yeaa" diye haykırmasıda işe yaramıyor maalesef. Pazartesi "bayramdan sonra hallederim" , "tatil bitsin sonra bakarız" ... diye itelediğin bir çok iş yeni haftada laps diye " halletseydim keşke" lere dönüşecek.

Bizim için bayram sonrası "eleman bulma" umuduyla yeşerdiğimiz bir hafta olacak. Bayram için memlekete gidenler, uzun tatil için istifayı basıp giden o kadar çok kişi oldu ki, tatil bitimiylede bir o kadar dönen olur diye umuyoruz. ( bardağın yarısı hep dolu )

Enerjiler yerindeyse yıl sonu yoğunluğu için kemerlerinizi bağlayın :



Best wishes,





26 Temmuz 2013

Mobbing!




Latince kökenli bir sözcük olan Mobbing; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir.




Hiyerarşik yapılanmanın olduğu gruplarda, iş yerlerinde güç sahibi kişi ya da grubun diğer kişi veya gruplara sistematik olarak uyguladığı psikolojik taciz anlamına geliyor.

Türkiye genelinde iş yerlerinde mobbinge maruz kalma oranı oldukça yüksek.
Mobbingi uygulayan kişinin ruhsal olarak sağlıklı olmadığı yapılan araştırmalar arasında. Bu kimseler arkalarında başka güç olduğu için mobbingi rahat uygulayabiliyorlar. Mobbing uygulayan kişilerde gücü yanlış kullanma, yetkiyi aşırı ve uygunsuz kullanma gibi hareketler gözlemleniyor.

Globalcv,  kullanıcılarıyla yaptığı ankette mobbing konusundaki duyarlılığa dikkat çekti. Kullanıcıların büyük ilgi gösterdiği “İş yerinde mobbingle karşılaştığınızda tepkiniz ne olur?” sorusuna katılımcıların;

·         % 34.73 ü Mobbing yapan kişiye karşı davranış geliştireceğini belirtirken,
·         % 28.74 ü Haklarını yasal yollarla aramaya teşebbüs ediyor,
·         % 16.77 lik bir kısım durumu yöneticisinin bilgisine sunarak, olayı onun inisiyatifine bırakmaktan yana.
·         Mobbing konusunda fikri olmayanların sayısı ise % 14.97
·         Olayı kabullenenlerin sayısı  % 4.7

Peki; mobbinge uğradığınızı nasıl anlarsınız?

• Mesleki anlamda kişinin yeterliliğinin sorgulanması,
• Kişiye performansından ağır yükler verilerek başarısız olunmasına zemin hazırlanması,
• Kişinin görmezden gelinerek iş ortamında izole edilmesi,
• İşyerinde aşağılanma,
• Tehdit edilme ya da diğer çalışan bireyler tarafından dışlanıyor ve yalnız bırakılıyorsanız,
• İşten çıkarılmayla tehdit ediliyorsanız, ekip arkadaşlarınız tarafından bezdirilecek şekilde sözlü şiddete uğruyorsanız,
• Topluluk içinde aşağılanıp küçük düşürülüyorsanız,
• Asılsız yere yaftalanıp, dedikodunuzun yapıldığını duyuyorsanız,
• İş yerinde patronunuz taşkınlık yapıyorsa (küfür etme, masaya vurma gibi)
Tüm bu olanlar sonucunda kişide;

• Mesleki anlamda yetersiz hissetme,
• Paranoyak şekilde şüpheci yaklaşımlara girmesi,
• Asosyallik,
• Öfke, utanç, korku, uyku bozuklukları, depresyon
gibi psikolojik bozukluklara ve beraberinde yıkıma götürür.
İşyerinde mobbinge uğradıysanız haklarınızı aramak için öncesinde
• Güvendiğiniz ve tanıklık edecek biriyle beraber mobbing yapan kişi veya kişilere sözlü olarak bu davranışını durdurmasını isteyin.
• Yapılan yanlış davranışlar ve gücünüzü aşan iş sorumluluklarını bir kenara not edin.
• Tıbbi ve psikolojik yardım alın, rahatlayıp doğru adımlar atmanıza yardımcı olacağı gibi gerektiğinde kanıt niteliği taşıyacaktır.

Yaptığınız bu girişimler sonuç vermiyorsa kanunen; “iş sözleşmesini haklı nedenlere dayanarak feshetme”, “iş görme borcunu ifadan kaçınma”, “Borçlar kanunu ve Türk Medeni Kanununa göre ayrımcılık tazminatı isteme” gibi haklara sahip olduğunuzu unutmayın. İş yerinde Mobbinge maruz kalan işçi iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir ve kıdem tazminatının tarafına ödenmesini isteyebilir. Ayrıca, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 105. maddesi uyarınca işveren hakkında adli makamlara şikayette bulunabilir. Anayasamızın 17’inci maddesinde; herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Anayasamızın 18’inci maddesinde; hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

İş Verenler Mobbing iş yerinizi tehdit ediyor!

Mobbing, sadece mağdurları etkileyen değil, iş yerini ve iş yerinin diğer çalışanlarını olumsuz etkileyen eylem ve davranışlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu anlamda

·         Çalışanların iş tatmini azalmakta,
·         İş arkadaşları ile arasındaki güven ve saygı azalmakta,
·         Dolayısıyla iş verimi düşmekte,
·         Üretim azalmakta, bu da şirketin maliyetlerinin artmasına ve rekabet gücünün azalmasına yol açmaktadır.
Mobbing'e akademik önlem de alınmış durumda. Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesi, seçmeli olarak “mobbing” dersi vermeye başladı. Türkiye'de ilk kez mobbing konusunda seçmeli olarak verilecek olan ders, öğrencilerin iş yaşamlarında karşılaşabilecekleri sorunların önüne geçilmesi için.

“İşyerinde psikolojik baskı ve yıldırma” olarak tanımlanan “mobbing” dersine öğrencilerin ilgisi yoğun oldu. 30 kişilik kontenjanı olan derse, bu rakamın üzerinde öğrenci başvurdu.


* 

29 Mayıs 2012

Yaz Döneminde İş Arayanın Şansı Daha Fazla!



Haber Türk gazetesi Kariyer ekinde bu hafta dikkatimi çeken "Yaz döneminde iş arayan mezunun şansı daha fazla" yazısı oldu. Okuduktan sonra sizlerle paylaşmam gerekliliğini hissettim (:

" Türkiye'de yaz ayları iş arayan kişiler için avantajlı dönemler oluyor. HILL International Türkiye Ülke Müdürü Hazal Wilson, yaz aylarında üniversitelerin yeni mezun vermeleri nedeniyle yoğun bir işe alım yapıldığını ve bunun sadece yeni mezunlar için geçerli olduğunu belirtiyor.  
İş arayanların çoğu yaz dönemini tatille geçirdiklerinden yazın iş arayanlar rakiplerinin önüne geçme fırsatı yakalayabilirler. Erken kalkan yol alır ve mutlaka bu dönemi efektif değerlendirmek adaya artı değer yaratacaktır."

 Yani eğer iş arıyorsanız şimdi tam zamanı ! Rekabetin daha az yoğun olması ve iş yoğunluğunun azlığı nedeniyle de (sektöre göre değişiklik gösterebilir ) şansınızın daha yüksek olduğunu söylemek mümkün :)
 Günün belirli saatlerini bunun için ayırmak güzel bir başlangıç olabilir. Sosyal ağların gücünü kullanarak ve güncel,doğru hazırlanmış bir CV ile başlangıç yapabilirsiniz.

Bol Şans*

17 Mayıs 2012

Dikkat Sendrom Yazısıdır !!


  Uzun zamandır blog yazmıyorum. Anlatmak istediğimi,yazmak istediğimi daha iyi şekilde yapılmış olanını gördüm. o yüzden sizlerle paylaşmak istedim. İşte yeni mezun sendromu...

Yeni mezun birinin her şeyden önce hayalleri vardır tutunduğu. Kampüs içindeki hayatla dışarıdaki hayatı benzer sayar, sanır ki gerçek "iş yaşamı" nı o zamana kadar okulda okutulan kitaplarda yeterince özümsemiş ve her şeyin bilincindedir. Yeniz mezunlar Fütursuzca bir özgüven içindedir, kolay değil sonuçta o koskoca bir "üniversite mezunu"dur artık ve hak ettiği firmada hak ettiği ücretle iş yaşamına ilk adımını atmalıdır. Yeni Mezun işe önce kariyer sitelerinde cv' sini hazırlamakla başlar. Bu dönemde hedefler çıtayı zorlayacak derecede yüksektir, beklentilerini kendi donanımının yeterliliğine ya da çeşitli zorlu virajlara sahip bu yeni ummanın gerekliliklerine bakmadan çoktan oluşturmuştur bile kafasında, yeni mezun… "Talep ettiğiniz ücret" kısmına gelince rakamlar önce 4 hanelilerden başlar, tabi ki de böyle olmalıdır dediğimiz gibi o koskoca bir "üniversite mezunu"dur.… Herkesin başvuru yapacağı, herkesin çalışabileceği kendince "vasat pozisyon" diye nitelendirdiği pozisyonlara asla başvurmaz. Yeni Mezunkendisine göre o ya "yönetici adayı" ya da "…... sorumlusu", "uzman yardımcısı" olmaya aday bir bireydir. 

Başvurular teker teker yapılır ve yeni mezunların bekleme süreci böylece başlar. Aradan uzunca bir süre geçer ve hala başvurulardan her hangi bir ses çıkmamıştır. Günler, aylar ilerler; beraberinde umut da azalmıştır artık, egosunda yaralanmalar baş gösterir yeni mezun' un. Bir şeyleri yanlış yapmıştır ama nedir ? Düşünür, düşünür ve daha ilk başta, yüksek tuttuğu çıtada değişikliklere gider, bu değişiklik ilk olarak talep ettiği ücrette olur, daha makul rakamlar yazar cv ye kendince ve yeni başvuru serüveni başlamıştır artık. Aradan aylar geçmesine ve cv de yapmış olduğu değişikliğe rağmen hala hiç ses seda yoktur. İşte bu, yeni mezun' un egosunun çatırdamaya başladığı andır. Kendi içinde muhasebeye gider, ben kimim, artılarım neler eksilerim neler, şayet bir işveren olsaydım ve "a" pozisyonunda bir alım gerçekleştirecek olsaydım çalışacağım elemanda ne gibi özellikler, donanımlar arardım vs… artık vakit, bu zamana kadar kendisine okutulan kitaplardan ve beslenmiş egosundan sıyrılarak gerçek "iş yaşamı" ile yüzleşme vaktidir.

Yeni mezunumuz için asıl macera da bu noktadan sonra başlar….

Tabii bu yazı herkes için geçerli değilken bir çoğu içinde geçerli.
Gizem Aydemir



10 Nisan 2012

İnsan Kaynakları Zirvesi 2012


  Globalcv'nin her yıl düzenlediği İnsan Kaynakları Zirvesinin 2012 yılı programı yine birbirinden başarılı konuşmacılar ve dopdolu bir zirve programı ile gerçekleştirilecek.Ne yazık ki ben bu zirvede bulunamayacağım ancak düşünenler için zirve amaçları şöyle belirtilmiş : 

- İş dünyamıza yönelik potansiyelleri değerlendirerek, işletmelerin kendilerini geliştirmelerine yönelik hedefler oluşturmak,
- Kobilerin kurumsallaşmasına yönelik yöntemleri göstermek,
- İnsan kaynaklarındaki yeni trendleri sıralamak,
- Sürekli ertelenen veya üzeri örtülen insan kaynaklarının verimli kullanımı prensibini kurum içi sistemlere ve yönetici davranışlarına entegre etme yollarını göstermek
- KOBi’lerin kurumsallaşma ve çağdaş insan kaynakları çabalarını tespit edip, cesaretlendirmektir.
Ayrıca konuşmacıları linkten öğrenebilirsiniz.
Zirvede yapılacak çekilişle eğitim sponsorları tarafından da eğitim programları hediye edilecek (umarım sizde şanlı kişilerden olursunuz ) 
Daha fazla uzatmadan dilerseniz Zirve programını inceleyebilrsiniz (:
Gidecek olanlara keyifli anlar diliyorum...


05 Mart 2012

Pozitif Yönetim - İdil Türkmenoğlu



  
 Her İK'cının kitaplığında bulunması gereken bir eser "Pozitif Yönetim". Sadece okumak yetmiyor bu kitabı,düşünmek,muhakeme etmek,kabul etmek ve değişmemizi gerektiriyor.
 İşe eğlence katmaktan bahsediyor kitap "işyerinde keyif" yaşamaktan... Sahi neden zor bu kadar ? Sabah insanı motive eden bir "Günaydın :) " ve çalışma saatlerindeki pozitif iletişim,mutlu anlar... Bunların olmadığı bir ortamda çalışmanın ne derece "zindan hayatı" yarattığını tahmin etmek bir yana yaşadığım için bir an önce değişmesini düşünenlerdenim.

Liderler biraz gevşeyip çalışma ortamlarını eğlenceli hale getirirlerse,çalışanların güveni,yaratıcılığı ve iletişimi belirgin ölçüde iyileşiyor. Bu da daha düşük bir işten ayrılma oranına, daha yüksek morale ve finansal açıdan güçlü bir dip toplama ulaşımlarını sağlıyor.                                                                                
                                                            Adrian Gostick ve Scott Christopher

   Böylesine büyük getirileri olan bu yönetimi uygulamak ya da uygulanan bir işletmede çalışmak herkesin istediği bir durumdur.
Kitapta ayrıca iş yaşamından bazı büyülü anlar yer alıyor :
  1. İş başvurusu yaptığınız şirketten gelen olumlu ya da olumsuz yanıt. ( bu konuyu ayrıntılı olarak yazdığım "Geri Bildirimde Bulunma(ma)" yazımda okuyabilirsiniz.)
  2. Gerçekten gözünüzün içine bakarak "Günaydın" diyen iş arkadaşları,
  3. Yemekhanedeki sürpriz yiyecekler,
  4. Patronunuzun masanıza bıraktığı teşekkür notu,
  5. Telefonu güler yüzle açan insan kaynakları,
  6. Yöneticinin, elemanlarının sorunlarını bilmesi, sorularıyla onları takip etmesi,
  7. Sigara yasağına uyan yöneticiler, sigara içilmeyen müdür odaları,
  8. İstemeden verilen bordro
  9. İşe başladığınız gün hazır olan kartvizit.

Tüm bunları yapmak sizce zor mu ? Kazanacaklarınız (mutluluk,motivasyon,keyif,bağlılık..) azımsanacak şeyler değil üstelik...

Bu konu yazılarla bitecek gibi değil :) en iyisi kitabı okumanız sonrada bir adım atmak... Herkesin "pozitif yönetim" tarzını benimsemiş bir şirkette çalışacağı günleri umarak keyifli çalışmalar diliyorum. :)


02 Mart 2012

Geri Bildirimde Bulunma(ma)


   Çoğu işsizin her gün umutla beklediği bir dönüş geri bildirim.Ancak bir çok İK çalışanı bu görevi benimsememiş durumda ki bunu yerine getirmiyor.Aday bekliyor bekliyor bekliyor... Hatta umutlarını da besliyor bu evrede.Başka bir iş teklifi bile aldığında "hayır" diyebiliyor.Çünkü inanıyor olumlu bir dönüş alabileceğine.Bazı adaylar ise sabır gösteremiyor iletişim kurarak sonucunu talep ediyor ( bence doğruda olan bu ) ancak öyle cevap alabiliyor. Peki bu durumda ne oluyor ? İtibar zedelenmesi!
 Genelleme yapamayacağım bir konu fakat örneklerine sık rastlamak mümkün.Bazı insan kaynakları çalışanlarının hala şirketteki önemini kavrayamamış olduğunu düşünüyorum.Buna rağmen bu durumu son derece başarılı şekilde aşmış ve en geç 10 gün içerisinde geri dönüş yapan firmaları da görmek mümkün.
  İnsanların şirketimize bakış açısını şekillendirme avantajına sahibiz ve bunu olumlu olarak kullanmıyoruz.
  Geri bildirimin aday ve çalışan iletişimini nasıl etkilendiği görmek mümkün.
Mülakat sonucunda çok geçmeden geri dönüş yaparak olumsuz dahi olsa adaya bilgi verdiğimde geri dönüşte bulunduğum için aldığım teşekkürleri ve bunu yaparak adayda olumlu yönde İK imajı bıraktığım için motivasyon artışı yarattığım zamanları biliyorum.Gerçekten son derece önemli bu konuda herkesin aynı duyarlılığı göstermesini isterim.

 İK zor bir bölüm,uzun saatler çalışma gerektiren bir görevde bu dönüşlere zaman ayıramadığınız bahanesine lütfen artık saklanmayın.Teknoloji o kadar gelişti ki artık çeşitli portallar da dahi tek bir tuşla geri dönüş sağlamak mümkün hale geldi.Üstelik siz şirket markasında kilit noktalardan birisiniz.Sizin değiştireceğiniz düzen başkalarına örnek olabilir...


14 Şubat 2012

"İşimde Olmazsa Olmaz!" dediklerimiz



 Yeni bir işe girerken veya şuan çalıştığınız işinizde olmazsa olmazlarınız var mı ? ?
Herkes de var olduğunu düşünüyorum (: peki nedir bunlar ; iyi bir çalışma ortamı ? uyumlu bir ekip ? iyi bir yönetici ? çalışma saatleri ? imkanları,olanakları ? ya da bunlar benim için sorun değil ücreti iyi olsun diyenlerden misiniz ? :) Hepsi olsun diyende vardır muhtemelen.
  Bana göre uyumlu bir ekip ve çalışma ortamı.Eğer bu eksik olursa bir çok sorununda beraberinde geleceğini düşünenlerdenim.
Düşünün; ekip arkadaşlarınızın yardımlaşmadan bihaber,somurtkan,paylaşımcı olmayan ve ruhsuz kişilerden oluştuğunu ? Her gün o iş yerine gidip uzun saatlerde orada kalmayı kim ister ? Motivasyon köreltir alııırrr götürür! (: üstelik iş konsantrasyonunu da bozabilir. Böyle bir işte performansınızın düşük olması kaçınılmaz sonlardandır ve buda sizi yöneticinizle ilişkilerinizi ve kariyerinizin ilerlemesini zor duruma sokabilir.Her şey domino taşları gibi olabilir anlayacağınız :)

 Birde olaya olumlu yandan bakalım değil mi :) ekip arkadaşlarınız kelimenin tam anlamıyla süper! iş sizin için zorunluluk değil keyifli,eğlenirken çalışabileceğiniz ve saatlerin nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir duruma dönüşebilir.Ekip çalışması beraberinde başarıya da getirebilir tabii ki e buda motivasyon ve performansa yansır :) tüm bunlar yöneticiniz ile olan iyi ilişkilerinize ve kariyerinize olan emin adımlara dönüşebilir.

Tüm bunlar olabilir mi ? Neden olmasın.

Siz çalışma arkadaşlarınızla ilişkilerinize dikkat ederek nelerin değişebileceğini fark edin yeter.Belki iş arkadaşınızın işteki keyifsizliği sizin ona göstermediğiniz iyi iletişim ve yardımlaşmanızdır ? Sizin değişmeniz herkesin değişmesi olabilir.Küçümsemeyin..





Gizem Aydemir

02 Eylül 2011

İK Mesleğine Girmek İçin Ne Yapmalıyım? | Kaynağım İnsan


İnsan kaynakları mesleğine girmeye karar verdiniz peki bunun için kendinize yöneltmeniz gereken sorular,cevaplar,nedenler,yapmanız gerekenler.... İpek Hanım'ın bizlere hazırladığı video ile açıklık buluyor (:

Kendisinin emeğine sağlık, böyle videolu anlatımda epey güzel oluyor (: 3.sünü sabırsızlıkla bekliyoruz

Kaynağım İnsan TV 2, İK Mesleğine Girmek İçin Ne Yapmalıyım? | Kaynağım İnsan

08 Ağustos 2011

İşletmelerde Stratejik Yönetim - Hayrİ ÜLGEN & Kadri MİRZE


   İKariyer'de bilgilerin yanında sizlerle gerekli ve başarılı kitapları da paylaşma kararımdan sonra bu başlangıcı başarılı bir kitapla gerçekleştirmek istedim.
    "İşletmelerde Stratejik Yönetim - Hayri ÜLGEN  & Kadri MİRZE "
 Üniversitede ders kitabı olarak karşıma gelen bu kitaptan itiraf etmeliyim ki ilk başta epey korkmuştum (: ancak sayfalarla birlikte ilerleyince neden "2009 yılı üniversite ders kitapları telif ve çeviri eser ödülü" aldığını anladım. Kitap o kadar anlaşılır ve rahat bir dille yazılmış ki hem anlaşılır hem başarılı örnekler, açıklamalar hemde akılda kalıcı şekilde yazılmış. Kitaplığınızda olmasını şiddetle tavsiye ettiğim kitaplar arasında ilk sırada yer alan temel bir eser. Kitabın içeriğindeki bölümler ise :

     ANALİZ

  • STRATEJİK YÖNETİM, İLGİLİ TERİM VE KAVRAMLAR
  • STRATEJİK YÖNETİM SÜRECİ VE UNSURLARI
  • DIŞ ÇEVRE ANALİZİ
  • İŞLETME ANALİZİ
  • ÇEVRE UNSURLARININ ÖLÇÜLMESİ VE DURUM BELİRLEME MATRİSLERİ
  • STRATEJİK YÖNLENDİRME
     STRATEJİLER

  • TEMEL STRATEJİLER VE ALT GRUPLARI
  • ÜST YÖNETİM STRATEJİLERİ : KURUMSAL STRATEJİLER
  • İŞYÖNETİM STRATEJİLERİ : REKABET STRATEJİLERİ
  • İŞLEVSEL (FONKSİYONEL) STRATEJİLER : BÖLÜMSEL STRATEJİLER
  • ULUSLARARASI STRATEJİLER
   UYGULAMA VE KONTROL

  • YÖNETİM STRATEJİLERİNİN UYGULANMASINDA KULLANILAN TEKNİKLER
  • STRATEJİLERİN UYGULANMASI-1 : İŞLETME YAPILARI VE SİSTEMLER
  • STRATEJİLERİN UYGULANMASI-2 : YÖNETİM BİÇİMLERİ PAYLAŞILAN DEĞERLER İNSAN KAYNAKLARI VE İŞLETME YETENEKLERİ
  • STRATEJİK DEĞERLENDİRME VE KONTROL
  • KURUMSAL YÖNETİŞİM VE YÖNETSEL ETİK
    ÖRNEK OLAY YÖNTEMİ

  • İŞLETMELERDE STRATEJİK YÖNETİM UYGULAMALARI VE ÖRNEK OLAY ANALİZ YÖNTEMİ
  • ÖRNEK OLAYLAR


Ayrıca bu bölümlerde kendi aralarında alt başlıklara ayrılmakta. Bu faydalı kitabı kaçırmayın derim (:
Keyifli okumalar diliyorum...

24 Haziran 2011

Olmazsa Olmazımız : İHLALLER !

 
    İngiltere'de bağımsız bir İK danışman firmasının 1281 çalışanıyla gerçekleştirdiği araştırmaya göre çalışanların yarısından fazlası bazı durumları ihlal etmekte sakınca görmüyor. Bunlardan en göze çarpanı ise iş telefonlarının kişisel amaçlarla kullanılması ve mesai saatlerinin tam olarak doldurulmaması.
 Diğer küçük özgürlükler ise şöyle ;

  • %51 iş telefonunu kişisel amaçlar için kullanıyor
  • %49 öğle yemeği molasını uzatıyor
  • %64 işe geç geliyor veya erken çıkıyor
  • %39 mesai saatlerinde uzun molalar veriyor
  • %11 fatura ettiği masrafları yüksek gösteriyor
  • %6 şirket kasasından ufak paralar alıp geri iade etmiyor.
Araştırmanın doğruluğuna ben kesinlikle inanıyorum. Bizim ülkemizde de hemen hemen bu oranların aynı olduğunu düşünüyorum. Eee bizde yemekten sonra bir kahve molası, iş aralarında sohbetlerle birleşen uzun sigara molaları, ilk seferlerde 5 dk erken çıksam bir şey olmaz deyip sonra daha erkene alınan çıkış saatleri ile özellikle telefonu ve interneti kişisel amaçlarla kullanmak vazgeçilmezimiz :) ama bu küçük özgürlükler katı kurallara dönüşseydi iş yerimiz kamptan farksız olmaz mıydı ??

Geleneksel FLO Bonus Ödüllerİ



   Geçenlerde okulumuzda yapılan bir kariyer haftasında FLO İK uzmanıyla görüşme fırsatı buldum ve konuşma esnasında çalışanlarına yaptıkları motive edici ödüllerden bahsetti. Gerçekten dinlerken bile mutlu oldum böyle bir uygulamanın olmasına. 2. kez gerçekleşen ödüller ise şöyle ;

  • En çok satış yapan çalışanına havuzlu, otoparklı, site içinde bir daire ( gerçekten harika :)   )
  • 2. en çok satış yapan çalışanına ATV araç
  • 3. çalışanına ise 2 kişilik tatil 

  Projenin amacında ise çalışanların mutluluğu ve motivasyonu ön planda. FLO BONUS projesini çalışanına gösterdiği değerden ve bu uygulamadan dolayı gerçekten tebrik ediyorum.
Darısı bütün şirketlerin başına ((:

12 Haziran 2011

Gelecek 15 yılda İK'yı neler bekliyor ?

 
 Geçenlerde " İnsan Kaynaklarında Önümüzdeki 15 Yıl "  başlıklı güzel bir yazıyla karşılaştım ve hemen okumaya başladım. Birazda mezun olup iyice iş hayatına yaklaştığım dönemde içinde olacağım 15 yıl nasıl olacak merak ettim doğrusu (:
 İnsan kaynaklarını bekleyen sorunları, aşılması gereken engelleri 4 başlığa ayırmış yazı ve şöyle devam etmiş :


1. Demografik Yapıdaki Değişiklikler:
Dünya nüfusu hızla yaşlanıyor. Dünya genelinin ve ülkemizin demografik yapısını incelediğimizde yaşlı nüfus oranının giderek arttığını görüyoruz. Yapılan bir çalışmaya göre, 2005-2050 yılları arasında 80 yaş ve üzeri yaş grubunun artış hızı Türkiye için yüzde 736 olarak hesaplanmış. Giderek yaşlanıyoruz.
( geçen okuduğum habere göre nüfus artış hızımızda azalmalar başladı bile '
Türkiye'de nüfus artış hızı 1990-2008 döneminde sürekli azalış gösterdi ve binde 17'den binde 11,7'ye kadar geriledi. ' ve böyle giderse nüfus artış hızının sıfırın altına düşeceği de araştırmalar arasında ! )
Bu durum yetenekli çalışan ihtiyacının giderilmesinde sıkıntı yaratabilir. İş dünyası hızla gelişirken yüksek performans gösteren etkili çalışanlara olan gereksinimin artması kaçınılmazdır. Şu anda özellikle Batı Avrupa ülkelerinde gözlemlenen nitelikli çalışan ihtiyacının giderilmesindeki sıkıntıyla farklı coğrafyalarda da karşılaşılması beklenebilir.
“Yetenek” diyebileceğimiz adayların geliş hızı iş dünyasının büyüme hızıyla doğru orantılı değil. Bu bakımdan “iyi”leri almak ve tutmak İK fonksiyonları için gelecekteki en büyük mücadele olacaktır. Bu durum İK’cıları, yetenekli çalışanları elde tutma (retention) yönünde daha etkili uygulamalar geliştirmeye zorlayacaktır. İşe yarar, sürdürülebilir kariyer yönetimi araçları, esnek ücretlendirme ve yan olanaklar sistemleri bir adım ileri taşınması gereken ilk uygulamalar olabilir. ( hatta mutluluk departmanları kurulmaya başlandı...)
2. Teknoloji:
Hızla gelişen teknoloji ister istemez İK’nın geleceğini etkileyecektir. Otomasyon sistemlerinde atılacak yeni adımların idari işler yönetimini, iletişim araçlarında ortaya çıkacak yeni mecraların iletişim yönetimini şekillendirmesi, çalışanların bilgiye erişimini kolaylaştırması kaçınılmazdır.
3. Karlılık baskısı:
İş dünyasının olmazsa olmazı sürdürülebilir karlı büyüme ihtiyacı paralelinde şirket satın almaları ve birleşmeleri artacaktır. Bu nedenle organizasyonel değişim yönetimi İK dünyasını bekleyen önemli başlıklardan biri olabilir.
İşe alım, eğitim yönetimi, performans yönetimi gibi başlıklarda İK’nın şirketin karlılığına etkisini somut biçimde ortaya koyan İK Ölçümleri (HR Metrics) gelişmek / geliştirilmek zorundadır. “Sıradan” İK profesyoneli ile “etkili” İK profesyonelini ayırd edecek olan temelde budur.
4. Küreselleşme:
Küresel ekonomi kavramı önümüzdeki 10 yılın sonunda gündemden düşecektir. Çünkü zaten aksi yönde bir şey düşünülemez hale gelecektir. Bu bakımdan bilgi ve deneyim olarak “lokal” kalan İK’cıların yeni pazarları, yeni mevzuatları öğrenmeleri, yeni kültürleri farklı normları tanımaları gerekecektir. Dünya genelinde ortaya çıkacak yeni rakiplerin İK uygulamalarına etkileri daha hızlı hissedilecektir. Bu bakımdan yeni gelişmelere iyi hazırlanan, çabuk adapte olan vizyoner İK’cıların önü açıktır.
Özet olarak, 15-20 yıl içinde
– daha iyi çalışanı bulan, tutabilen ve motive bir şekilde çalışmasını sağlayan,
– yeni teknolojilerin farkına varıp bunları etkili bir şekilde kullanan,
– karlılığın önemini anlamış, ticari bakış açısını korumuş, geliştirdiği uygulamaların etkilerini somut ölçümlerle ortaya koyabilen,
– insanların başları sıkıştığında başvurabildiği, bürokratik imajından kurtulmuş, sorun gideren, değişimi yönetebilen,
– global ekonomiyle uyum içinde, bir “dünya profesyoneli” ve gerçek anlamda stratejik iş ortağı olmayı başarmış İK’cıların sayısının arttığı bir iş dünyası hayal edebiliriz.
Yani dinamik bir İK gerek !